Liberal masallara sigara söndürmek

Tüm liberal sistemlerin okuduğu güzel bir masal vardır; “kâr edilebilirlik” (profitability) adını verdikleri. Bu kavram, kendini sürdürebilmesi için doğası gereği kâra ihtiyaç duyan sektörler için anlamlı olsa da sağlık alanı için geçerliliği yüksek olan bir kavram değil. Fakat son yıllarda ülkemizde sağlık alanında bu kavramı daha sık duyar olduk.

Sağlıkta özele ayrılan payı arttırmak amacı ile 2003’te başlayan dönüşüm, bu anlayışı mecbur kılan bir yapıya sahip. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerine baktığımızda sağlığa düşen payın kamuculuk ve koruyuculuk olduğunu görüyoruz. İki bakış arasındaki farkı birazcık olsa da somutlamak için bu yazımızda tütün ürünleri ve toplumdaki etkilerini inceleyeceğiz.

 

SENE OLMUŞ 2021...

Günlük konuşmada ağzımıza gelir söyleriz: “Sene olmuş 2021…” Aynı cümleyi, yazımızda tütün ürünlerinin sağlığa zararlı etkilerini tartışmakla geçirmeyeceğimizi söylemek için kullanacağız. Çünkü evet, sene oldu 2021 ve herkes artık sigaranın zararlı oluğunu biliyor. Bu konuda bilgiye doysak da odağımıza çok koymadığımız bir nokta var: Sigaranın komplikasyonlarının toplumlar üstündeki iş gücü ve maddi yükü.

Herkesin en çok bildiği ve olumsuz etkisi en güçlü hastalık grubundan başlayalım. Akciğer kanserlerinin %90’lık bir kesimi aktif ya da pasif sigara içiciliği ile ilişkilendirilmiş durumda. Bu kanser grubunun 5 yıllık hayatta kalma oranı ortalama %21.

Türk Toraks Derneği’nin çalışmalarına göre her yıl Türkiye’de 29.314 akciğer kanseri vakası çıkmaktadır. Tanısı kesinleştirilmiş vakaların üstüne bir de ön tanı ile işlem yapılanları eklediğimizde her yıl binlerce insanın Göğüs Hastalıkları kliniklerine başvurmakta olduğunu görürüz. Akciğer kanseri görülen bir hastanın tedavi sürecine baktığımızda tanı konulana kadar hasta başı ortalama 1.000 TL harcandığını görüyoruz. Tanının kesinleşmesi ve tedavi sürecinin başlaması ile maliyet hasta başına 175.000 TL civarına çıkıyor! Dolaylı harcamaları da kattığımızda akciğer kanserlerinin Türkiye’ye toplam 8.8 Milyar TL’lik bir maliyeti olduğu tahmin ediliyor. (Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporu, 2018)

Sadece tek bir ürün ve tek bir hastalık grubu üzerinden tartıştığımız konuyu başka alanlara taşımak mümkün. Etiyolojisinde tütün ürünlerinin geniş yer tuttuğu KOAH, İPF, Astım gibi solunumsal hastalıkların yanında tütün kullanımı ile riski artan kalp-damar hastalıkları gerek maddi gerek iş gücü açısından bizlere büyük kayıplar yaşatmakta. Oluşan komplikasyonlar ile sağlık sistemine oluşturduğu yük ise biz sağlıkçıların sırtına atılıyor.

Bu yazıda tüm bu zararlı kullanım ürünlerine, onların oluşturduğu hastalıklara girmeyeceğiz. Yoksa ortada 100 gramında 50 gram basit şeker bulunan, nitrat türevleri içeren işlenmiş gıdaları da kattığımızda sadece yiyip içtiklerimizi denetlediğimizde nelerin değişeceği çok daha iyi anlaşılır. Diabet, mide kanseri, GÖRH gibi yaşam tarzı değişikliği ile engellenebilecek hastalıkları ve komplikasyonlarını düşündüğümüzde hem iş gücü hem de ekonomik olarak topluma büyük bir yarar sağlayacaktır.

 

MASALLAR VE TARİHİ GERÇEKLER

Tütün konusuna dönerek liberal masallara devam edeceğiz. “Tütün olmazsa üretim de olmaz, insanlar işsiz kalır” cümlesi ne zaman tütün ile mücadele gündeme gelse sigara firmaları tarafından sahaya sürülür. Tütün üretimi ile uğraşan insanlar olduğu bir gerçek, fakat bu insanlar tütün olmasa başka alanlarda da geçimini sağlayacak. Ama tütün üzerinden her yıl milyarlarca dolar kazanan küresel şirketler başka bir alanda kendini var edemeyecek. En büyük 3 sigara firmasının (Philip Morris, British American Tobacco, JTI) gelirleri toplam 121 milyar dolardır ve bu sayı 27 ülkenin toplam gelirine denk. Kar ettiklerinden daha fazlasını topluma zarar olarak sunan bu kesimler, liberal masalların kıvrak dilli anlatıcıları olmak zorundalar.

Onların masallarına karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi gerçeklerini koymak en güzel çözüm olacaktır. Çünkü Cumhuriyet, kuruluş döneminde halkında gördüğü sağlık sorunlarıyla mücadele ederken koruyuculuğu esas almıştı. Bu stratejisi, birkaç yıl içinde Türkiye’de görülen salgın hastalıkların kontrol altına alınarak sağlıktaki krizlerin çözülmesi ile sonuçlanmıştı.

Bu anlayışın mimarı olan Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam'ın şu sözü, başarının sırrını yakalamaktadır:

"Hekim, hastalığın yok edilmesinde oynadığı rolden çok, sağlıklı olanların bu hallerini koruma çabası gösterecektir."

Sağlık çalışanları olarak, hastalıkları sağaltmak (tedavi etmek) bizim görevimiz. Fakat bu görevi yaparken koruyuculuk görevimizi unutarak hem toplumu hem kendimizi önlenebilir hastalıkların yüküne mahkum ediyoruz.

Söz konusu insan hayatı ve sağlığı ise önleyicilik birincil esas olmalı. Hadi insan hayatını önemsemiyoruz, parayı ve kârı insanın önüne koyan liberal gözle bakıyoruz diyelim. O zaman da toplumsal olarak “kâr edilebilir” olan sağlık anlayışı yine koruyuculuk olacaktır. Birkaç özel işletmenin sermayesini arttırması için toplum kendinden bir şey kaybederse burada sürdürülebilir olan bir şey yoktur.

Yazımızda maddi konuları ön plana koyarak anlatmaya çalıştığımız şey de buydu. Sağlığa liberal bakışı bırakıp kamucu gözlükle bakmanın zamanı geldi. Koruyucu sorumlulukla bakmanın ışığında 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü’nüz kutlu olsun!