Canan Karatay:Bir algı bükücüsü...

Canan Karatay söyledikleri ve söyleyiş biçimiyle öylesine ilgi çekiyor olmalı ki her programcının masasından bir kere mutlaka geçiyor. Üstelik bunu çoğunlukla kendisine cevap verecek insanlardan uzak, yalnız başına yapıyor. Sağlık ve tıp konusunda gram bilgisi olmayan programcıların karşısında istediği kadar esiyor, gürlüyor. Nasılsa düzeltecek kimse yok karşısında...


Çarpıtmalar, gerçeği değiştirmeler, ilgisiz bilgiler kullanarak manipülasyonlarla söylediklerine kendisi de inanmış vaziyette uçuyor babam uçuyor. İzleyenler için “algı bükücüsü” olarak davranıyor.
3 gün önce çoğunlukla olduğu gibi tek başına Tele-1 TV’de Sedef KABAŞ’ın konuğu olarak çıktı karşımıza... Neler mi söyledi? Hadi programın bazı anlarını saniye saniye ele alalım...

“İnsülin direnci şeker hastalığıdır" dedi.

İnsülin direnci olan herkese şeker hastası diyerek ilgi ve heyecan yaratılabilir. Ancak bu cümle doğru değildir. Her Tip 2 Diyabet hastasında İnsülin direnci vardır. Ama her insülin direnci olgusunda diyabet olduğunu söylemek, fazla kilolu ve obeziteli bireyleri tedirgin etmekten başka bir işe yaramaz.  İnsülin direnci Tip 2 Diyabete giden yolun başlangıcıdır demek daha uygun bir ifade olabilirdi.

    Aralıklı açlık (Intermittan Fasting) yapmalı miyiz sorusuna “Ben bunu senelerden beri söylüyorum. Alıp kitaplarımı okuyun” dedi. Ara öğün yemenin, sık sık yemenin yanlış olduğunu söyledi.  

Aralıklı açlık ve sağlığa yararları konusunda olumlu görüşler vardır. Ancak bu beslenme biçiminin (Obeziteyi önleme, Diyabet kontrolü, Koroner arter hastalığına bağlı olay ve ölümleri azaltma vb.) yararını gösteren güçlü kanıtlar yoktur. Beslenme davranışı insanların kültürüne, alışkanlıklarına, ihtiyaçlarına ve ekonomik durumuna göre değişkenlik gösterir. Hiçbir beslenme kalıbı herkes için uygun görülemez. Özellikle yoğun insülin tedavisi kullanan Diyabet hastalarında aralıklı beslenme nedeniyle kan şekeri kontrolü bozulabilir.  Bu kişilerin günde iki öğün beslenmesi ve uzun aralıklı açlıklarını önermek yanlış olacaktır. Bir süre sonra kendisi de “Herkesin bünyesi değişiktir herkese aynı öneride bulunamazsınız” (1.12.35.sn de) diyerek kendi iddiasını çürütmüştür.


    “Kolesterol argümanları, kana geçmez” dedi. “Kolesterol istediğiniz kadar yiyin, kana geçmez, hayvansal yağlar kana geçmez, Hayvansal yağlar katı yağ değildir, Margarin katı yağdır yemeyin” dedi. 

    “Beyinde kolesterol üretme mekanizması vardır. Beyin kolesterolle çalışır” dedi. 

    “Yağ ve protein birlikte yenilmelidir” dedi.

    “Tuz ama hangi tuz. Sofra tuzu tehlikelidir Rafinedir. Kristal Kaya tuzu tuz değildir. İçinde 84 mineral vardır. İnsan vücudunun ihtiyacı vardır. Tansiyonu, Kan şekerini dengeler. Kristal kaya tuzuna ihtiyacımız vardır”. Doğada “hayvanlara tuz yalatılır” dedi. “Kristal kaya tuzu direnci arttırır” dedi. 

Ne şeker ne de tuz besin katkısı olarak kullanılmamalıdır. Tüm canlılar ihtiyaç duydukları mineralleri çevrelerindeki doğal besinleri tüketerek yeterince alırlar. Bu besinlere tuz eklenmesinin sağlığa hiçbir katkısı yoktur. Bu tuzlar içinde Kaya tuzunun sofra tuzundan daha faydalı olduğu iddiasının da hiçbir kanıtı yoktur. Kaya tuzunda yer aldığı ifade edilen mineralleri her canlı başka besin kayaklarından yeterince elde edebilir. Kaldı ki, kaya tuzunda zararlı elementler ve radyoaktivitenin olduğu yönünde bilgiler vardır. Tuz büyük oranda Sodyum içerir ve fazla Sodyum alımı hipertansiyonun en önemli nedenlerinden birisidir. Halkımız bu konuda dikkatli olmalıdır.  

 
    “Kılavuzların hepsi tuzaktır”. 

Tıp dünyasında her gün yüzlerce makale yayınlanıyor. Bu makaleler bazen birbirleriyle çelişen veriler içerebiliyor. Bazı veriler ise güçlü kanıtlara dayanmıyor. Konusunda bilgi ve deneyimi yüksek olan otoritelerin bir araya gelip daha az bilgi ve deneyim sahibi olan hekimlere yol göstermek için kılavuzlar yayınlarlar. Bu kılavuzlar mutlak kurallar içermez ama yol göstericilik açısından önemlidir. “Kılavuzları hepsi tuzaktır” demek, bu eserleri kaleme alan insanların emeklerine saygı göstermemek anlamına gelmektedir. 

    “Tansiyon 60-70 yaşında kişide 17 ye kadar normaldir” dedi.  

Arteriyel Kan basıncının her yaşta 140 mmHg’nın altında olması gerektiğini gösteren onlarca çalışma vardır. Bu düzeyin üzerinde kalp ve damar hastalıklarına bağlı olay ve ölümlerin görülme riski artmaktadır. Konuyla ilgili bunca kanıt varken hala yaşlılarda daha yüksek kan basıncı değerlerinin normal olabileceğini savunmak toplum sağlığı açısından önemi bir risktir. 

    “Şeker yükleme testi (OGTT) o kadar gereksiz uygulama ki”. Hamile kadının karnındaki bebeğe yapılan bir işkence. Yüksek şeker çocuklarda kalp kapak hastalığına neden oluyor, OGTT yapılmamalıdır”. Dedi.

Şeker yükleme testi sırasında bebek kanındaki şeker düzeyi çok az miktarda değişir. Bunun bebeğe zarar verdiğini gösteren hiçbir bilgi yoktur. Oysa bebek sürekli yüksek düzeylerde şekere maruz kalırsa pek çok doğumsal hastalık (İri bebek, buna bağlı doğum travması, gebelik sonrası hipoglisemi vb) riski artar. 

Her türlü şeker yüksekliği bebeğe zarar verir. Bu nedenle en ufak yüksekliği erkenden tespit etmek gereklidir. Gebelik öncesinde veya gebeliğin ilk 6 ayında açlık şekeri yüksek olan gebelere test yapılmaksızın Gebelik diyabeti tanısı konmalıdır. Ancak 6. Aydan itibaren açlık şekeri normal bile olsa tokluk dönemindeki yükseklikleri de tespit etmek için OGTT yapılmalıdır. Böylece çok sayıda gebelik diyabetini erkenden tanımak ve önlemek mümkün olur. Günümüzde OGTT yapılmasının gereği konusunda tüm tıp otoriteleri uzlaşmaktadır.  

OGTT sırasında bebeğe verilen 75 gram glukoz şurubu aşağıdaki besinlere karşılık gelir:

  1. Beş ince dilim ekmek veya
  2. Üç bardak meyve suyu veya
  3. Bir kase Sütlaç veya
  4. İki Bardak (500 ml) gazlı içecek…

Yani, OGTT’de bunlardan sadece biri kadar şeker veriliyor kadının bedenine…

Gebeliği sürecinde bu besinlerdekine eşdeğer glukozu almamış kaç gebe vardır acaba? 

    “Bakın bu yeni yayınlandı diyerek gösterdiği kartta Açlık Kan Şekeri <95, Tokluk Kan Şekeri<120 diye yazmaktadır” dedi.

Gebelerden kan şekerinin bu değerlerin altında olması gerektiği uzun zamandan beri bilinir. Normal bir insanda bizi kaygılandırmayacak bu değerler bile gebelerde bebeğe zarar verebilir. İşte bu nedenle açlık değerleri 95mg/dl üzerindeki her gebeyi gebelik diyabeti olarak kabul etmek, açlık değerleri normal sınırlarda olanlarda ise OGTT ile tokluk değerlerini görmek gerekir.

    “10 aylık bebek nasıl şeker hastası olur, ana rahminde OGTT yapıldığı için” dedi. 

Kim bu bebek bilmiyoruz? OGTT yapılması sonrasında bu durumun geliştiğini gösteren bir kanıt var mı? Hayır… Ama topluma dayanaksız biçimde sunulan bu gibi örneklerin anne adaylarında çok büyük tedirginlik yaratacağını görüyoruz.

    “Tek bir kan testi ve insülin tayini ile tanı konabilir” dedi ve kanıt olarak bir yayını gösterdi. 

Gösterilen makalenin (Ann Intern Med. Doi:10.7326/M18-0091) gebelik diyabeti tanısıyla hiçbir ilgisi yoktur. 

    “İngiltere Azerbaycan ve Rusya da Şeker yüklemesi yapılmaz” dedi.

Azerbaycan’da gebelerde OGTT nin yaygın olarak yapılmadığı doğrudur. Ama Azerbaycan’daki tıp uygulamasını örnek göstermek doğru mudur? Bu soruyu Sayın Karatay’a sormak lazım.

Öte yandan hem İngiltere (diabetes-in-pregnancy-gestational-diabetes-risk-assessment-testing-diagnosis-and-management.pdf) hem de Rusya (doi.org/10.14341/2072-0351-5531) gebelik diyabetinin erken tanısı için OGTT yapılması gerektiğini gösteren uzlaşı kılavuzları yayımlanmıştır. 

Dünyada hiçbir modern ülkede gebelik diyabeti tanısında OGTT yapılması konusu tartışılmamaktadır. 

    Kara Kutu için destekleyici yorumlarını sürdürdü ve Soner Yalçın’ın kitabında kendisine geniş yer ayırdığından söz etti. Doğrudur, Türk Dilinde bunun karşılığı bir deyim vardır; “Körler, sağırlar birbirini ağırlar.”

    Yukarıda Canan Hoca’nın abartılı ve yanlış cümlelerinden bazı kesitler sunduk. Bu söylemlerin içinde elle tutulur bir şeyler bulmak zor olsa da özellikle OGTT için söyledikleri gebe kadınlarımız ve çocuklarının hayatını ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakabileceğinden ayrıntılı yanıtlama ihtiyacı doğmuştur.

    Görüldüğü üzere; Canan Karatay ve saz arkadaşlarının söylediklerinin çoğu bükülmüştür, değiştirilmiştir. Halk sağlığını böylesine ilgilendiren konularda verilen demeçlerdeki bu aymazlık maalesef çok tehlikelidir. Daha geçen hafta aşıların gereksizliğini savunurken, Dünya’nın en sıkı denetlenen aşı programına sahip İsrail’de aşı yapılmadığını da söyleyen aynı zihniyet, aynı dil, aynı aymazlıktır. 

    Bilim insanları kendi konularıyla ilgili her gün birçok yazıyı bilim dünyasına kazandırırken, sizler bu yazılardan habersiz bu saçmalıklara muhatap oluyorsunuz TV ekranlarından...
    O nedenle biz de biraz da ses gelsin diye dilimizi azıcık magazine ayarladık. Ancak herkes emin olmalıdır ki, bizim yazdıklarımız bilimin süzgecinden geçer ve bükülmemişlerdir.


Saygılarımızla... 


Dr.Semih Dikkatli                     Prof. Dr. Alper Sönmez
Psikiyatri Uzmanı            Endokrinoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı