
DÜNYA SU GÜNÜ
Dünyada bulunan tüm
canlıların yaşayabilmesi için 3 ihtiyaç
vardır. Hava, besin, su… Havayı zaten ücretsiz telafi ediyoruz
ama özellikle büyükşehirler de telafi ettiğimiz bu havanın, ne
kadar sağlıklı olduğu tartışmaya açıktır. Besin çeşiti,
oldukça fazladır. Kişiler gelir durumlarına göre farklı farklı
seçeneklere sahiptir. Örneğin, ette de protein vardır, daha ucuz
bir besin olan tavukta da… Somon balığında da d vitamini vardır,
daha ucuz besin olan bezelyede de… Bir de su… Zaten bugün Dünya
Su Günü olması nedeniyle, konumuz da bu…
Su oksijenden sonra,
hayatımızda en önemli yaşamsal öğedir.
İnsanların aç kalma sürelerinin, susuz kalma sürelerinden çok
daha uzun olduğu bilinen bir gerçektir. Uzmanlar açlıktan ölüm
süresinin 10-14 gün arasında olduğunu, susuzluk süresinin ise
3-4 gün olabileceğini, Hindistan’ın bağımsızlığı için
açlık grevi yapan Mahatma Gandhi, ağzına yemek koymadığı halde
–yalnızca ağzını ıslatacak kadar su içtiğini- 21 gün
dayanabildiğini, yine güvenilir kaynaklardan elde ediyoruz. Demek
ki; bir süreliğine gıdasız olsa da, susuz hayatı idame etmek
mümkün değil! Vücut fonksiyonlarının çalışması, biokimyasal
reaksiyonun gerçekleşmesi, vücuttan toksinlerin atılması için
gerekli en önemli etken olduğu gibi, insan vücudunda ortalama
%65-70 oranında olması, kanın %83’ünü, kemiklerin %22’sini,
beynin ve kaslarının %75’ini oluşturması, olmazsa olmaz
dememizin en güzel açıklayıcı unsurudur. Sadece içmek için
bakmayalım! Dünya Sağlık Örgütü (WHO) göre, gelişen
ülkelerde hastalıkların %80’inin su ile ilişkili olduğunu
tahmin etmeleri ürpertici değil mi? Her sene 5 milyon kişinin
temiz suya ulaşamadığı için hastalıktan öldüğünü biliyor
muyuz?
Su olmadan bir ağacın,
bir tarlanın, bir hayvanın, bir insanın, kısacası bir canlının
yaşaması mümkün müdür; hayatta?
Evimizdeki çiçeğe veya beslediğiniz hayvana bir süre su
vermezsek; menfi sonuç göreceğimizi hepimiz biliriz! Sudaki
kimyasallar –özellikle geri kalmış ülkelerde- enfeksiyon
hastalıkları, parazit, tifo, difteri, kolera mikrobu, hatta kansere
bile neden olabilmekte! Günümüzde yaşanan corona virüsü için
de, doktorlarımız ‘sık sık su içmemizi, böylece corona virüsü
içimizde olsa bile onu vücudumuzdan atabileceğimizi’ söylemiyor
mı? Böbrek, karaciğer, yüksek tansiyon, soğuk algınlıkları,
zehirlenme, terleme, cilt güzelliği, kilo verme gibi birçok
durumda, hekimler bol miktarda su içmemizi söylerler. İlginç
olan, vücutta azalan su için, beyin görevini yapar, suyun
dağılımını kısıtlar ve birçok organlara daha az su gönderir.
Tüm bu önlemler karşın; hȃlȃ su kaybı devam ederse; beyin ve
vücut fonksiyonlarınız neredeyse durma noktasına gelip; hormonsal
aktiviteleri azalır, sindirim sistemi yavaşlar. Yani canlıdan,
cansıza geçiş dönemi başlar! Bu da suyun önemini bize bir kere
daha gösterir.
Suyun özelliklerini 3
grupta toplayabiliriz. Renk, koku, sıcaklık gibi etkenler fiziksel;
sertlik derecesi, organik-inorganik maddeler, ph ve zehirli maddeler
kimyasal; bakteriler, virüsler, parazitler
biyolojik özelliklerini ifade eder.
Su yaşamsal içme
suyu haricinde; temizliktir! Herhangi bir temizleme maddesi, su
olmadan ne işe yarar mı? Su olmadan temizlik olur mu? Temizlik
olmadan, sağlık; sağlık olmadan, yaşam olur mu? Bugün karşı
karşıya kaldığımız corona virüsü için, sürekli telaffuz
edilen kelime de; temizlik değil mi?
Ekolojik dengenin
bozulmaya başladığı bir dönemi
yaşıyoruz. Gelişmiş ülkeler kendileri için birçok önlemler
alırken, gelişmekte olan bu ülkelerin gerekli tedbirleri almaması,
hatta gelişmiş ülkelerin kendi atıklarını diğer ülkelerin su
kaynaklarına göndermesi, her geçen gün çevrenin fiziki,
kimyasal, biyolojik atıklarının artmasına, bu da önce su
kaynaklarının, buradan ormanların, sulanan tarlaların,
tarlalardaki yiyeceklerin ve bunlardan elde edilen içeceklerin,
çevredeki sızıntılarla içme sularının her geçen gün daha da
bozulmasına neden oluyor! 2 Şubatta Sözcü gazetesinde çıkan
bir yazı çok dikkat çekici idi… ‘Göller yöresinde bulunan 65
gölün 35i’ kurudu, 3’ü kurumak üzere!’ Çok ciddi bir
tehlikenin habercisi… Bu sorun sadece bu bölgede değil; ülke
genelinde yaşanıyor. Peki gerekli önlemler alınıyor mu? Yine
Flamingo cenneti olan Tuz Gölü 1915 yılındaki haritada 2600
metrekareyken, 1997 yılında 380 metrekare, bugünkü alanı
düşünmek bile istemiyorum! 100 yıl içerisinde ekolojik olarak ne
kadar olumsuz gelişmeler olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Boş yere
akan, ziyan olan suları da görmekteyiz. Ama bu konularda hassas
değiliz. ABD’de yıllık 24.000 m3, ülkemizde yıllık 1300 m3 su
kullanıyor. Belki Arabistan’dan daha iyiyiz ama aslında su fakiri
bir ülkeyiz! Bunun farkında mıyız?
Bunun gibi suyun azalması
durumlarını nehirlerimizde de gözlemlemekte,
hatta Kızılırmak için Tüketici Hakları Derneği Genel
Başkanı Turhan Çakar, basın toplantısından önce, hazır
su ve musluk suyuna elektroliz testi yapıldığını, hazır su ve
musluk suyunu ayrı ayrı test edip; analiz sırasında hazır suyun
renginde fazla bir değişiklik olmazken, musluk suyunun renginin
değiştiğini gözlendiklerini belirtmişti. Sudaki ağır metaller
yüksek olmayınca, reaksiyon da fazla olmayacağını ve suyun rengi
değişmeyeceğini, musluk suyunun renginin, içindeki klor, sülfat,
sodyum, ağır metal oranının yüksek olması nedeniyle değiştiğini
söylemesi, Başkent’imiz başta olmak üzere nasıl su
kullandığımızı, özellikle mutfakta –içmesek bile- akan
sularla yıkanan sebze-meyvelerin daha sonra bize nasıl olumsuz
sonuçlar getirebileceğini bir kez daha gözlemlenmişti. Kızılırmak
için, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, TMMOB Kimya Mühendisleri
Odası, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Ankara Şubesi ve Ankara
Tabip Odası tarafından hazırlanan çalışmaya göre de,
Kızılırmak’dan getirilecek suyun sağlıklı olmadığını,
bunun ancak ters ozmos sistemle olabileceğini, bunun da pahalı bir
yöntem olduğunu belirtmişlerdi.
(http://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/13843.pdf) En bilgili
ve en güvenilir kurumlar olan TMMOB’nın İnşaat- Kimya-Çevre
Mühendisleri ile Tabipler Birliği böyle söylüyorsa, bence ters
osmos sistemini araştırmak gerekli, diye düşündüm.
Nedir Reverse Osmosis veya Türkçesi olan ters ozmos sistem? Musluk suyunun molekül düzeyinde filitre edilerek özüne dönüştürüldüğü, en gelişmiş sistem olan ‘ içme suyu üretme’ yani arıtma yöntemidir. Basınçlı su, gözenekleri en küçük virüsten 20 kat daha küçük olan, membran filitreden geçirken ayrıştırılır, zararlı ve fazla maddelerden ayrılıp; içme suyun özünün elde edilmesini sağlar. Bu uygulama sadece musluk suları ile değil, kuyu, dere, nehir, deniz sularında da uygulayabilir. Gelişmiş ülkelerde, özellikle ABD’de, hem iş, hem de evlerde çok yaygın olarak kullanılan bu sistem NASA’da da atık suyu içme suyuna çevirmek için bile kullanılabiliyor. Teknoloji devi NASA’nın bu yöntemi kullanması, zaten ters ozmos sisteminin önemini daha iyi idrak etmemizi sağlıyor… Sağlık denetimlerinin tam olarak yapılmadığını düşündüğüm zamanda ters ozmos ile tanışmaktan mutluluk duydum. İçinde 6 ayrı filitrenin olduğu, Nano teknoloji ile yapılan her bir süzme noktasının milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde olması ve hiçbir virüsün geçemediği bir ürünün benim ülkemde üretilmesi gurur verici bir durum.
Ters ozmosu öğrendiğim
zaman hemen aklıma bir şey geldi. Benim çocukluğumda
sular şişelerle gelirdi. Damacanalar, şişelerde olurdu; diğer
tüm meşrubat türü içecekler keza öyle…. Sonra ne oldu da
plastik şişelerde, polimer ürünlere konulmaya başlandı?
Plastiğin hem kanserojen, hem de doğada geri dönüşümünün zor
element olduğunu da bile bile hala bu suları tüketiyoruz! Suyun
güneş görmemesi ve hava almaması gerekiyor ki; ‘sağlıklı su’
olsun. Marketlerde, bakkallarda güneş görmeyen su var mı;
bilemiyorum… Belirli aralıklarla su şirketlerinin denetimleri
yapılıyor; TSH değerine bakılıyor Bu değerler de şöyle
hesaplanıyor:
DÜNYA SU KALİTE DERNEĞİ (WQA) VERİLERİ |
||
1-30 ARASI |
PPM |
ÇOK KALİTELİ SU |
31-60 ARASI |
PPM |
KALİTELİ SU |
61-90 ARASI |
PPM |
AZ KALİTELİ SU |
91-180 ARASI |
PPM |
KALİTESİZ SU |
181-360 ARASI |
PPM |
ÇOK KALİTESİZ SU |
361 ÜZERİ |
PPM |
İÇİMEMESİ GEREKEN SU |
Her kontrolden sonra,
birkaç firma hakkında yüzün üzerinde
diye işlem yapılıyor. Peki sonra ne oluyor? Aynı firma yine satış
yapmaya devam ederken, bizim ruhumuz bile duymuyor! Bence Devlet
hasta olduktan sonra, bize doktor, tahlil, ilaç parası verip, iki
taraflı (kişi ve Devlet) ekonomik ve sağlıksız yaşam sorunları
ile uğraşacağına, denetimlere para verse de, sağlıkla ilgili
tüm gıda sektöründe gerekli denetimleri ve gerekli durumlarda
cezalandırmaları yapsa… O zaman daha sağlıklı, daha iyi
sonuçlar elde eder…
Yaşam için gerekli her türlü suyun korunması, bizim toplumsal görevimiz. Hem de corona virüsü ile uğraştığımız, temizliğin öneminin pik noktaya çıktığı, sık sık su içmenin, coronadan koruduğunu öğrendiğimiz şu günlerde, hassasiyet de artmalıdır! Toplumların büyüklüğü, nüfusla değil; sahip oldukları bilgi ile paraleldir. Ne kadar bilinçli, ne kadar sosyal sorumluluk duygusu olan kişiler olursak; yarın o kadar fazla büyük, o kadar da müreffeh bir toplum oluruz.
Susuz kalmadığımız, suyu daha çok tüketerek kirden, coronadan kurtulduğumuz, sağlıklı suların olduğu, ekolojik dengenin bozulmadığı bir dünyada; yaşamak dileğiyle... Sağlıkla kalın; mutlu kalın
Yeni yorum ekle