'Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'den İstanbul Tıp Fakültesi'ne' Kitabı Çıktı

İstanbul Tıp Fakültesi'nin, tıp eğitiminin başlangıcından bugüne kadarki tarihi, ülkemizde tıp tarihi denince kuşkusuz en önce akla gelen isim olan Prof. Dr. Nuran Yıldırım tarafından yazıldı ve BETİM (Beşikçizade Tıp ve İnsani Bilimler Merkezi) yayınları tarafından basıldı. Bu uzun yıllar süren çalışma sonucu ve eşsiz bir arşiv kullanılarak ortaya çıkan eseri ilginize sunuyoruz.

KİTAP HAKKINDA

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin ilk mezunlarını verdiği 1843 yılından 1909’a kadar diploma metinleri Türkçe ve Fransızca olarak düzenlenmiştir. Metinleri de ufak tefek farklar olmasına rağmen aynıdır. Hekimbaşı Salih Efendi’nin 1843 yılında aldığı Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin 1 numaralı diplomasında; bir kalp içinde yer alan Sultan Abdülmecid’in tuğrası, iki yılan iki Asklepion asası ile güneş ve bitki dallarıyla sarılmıştır. İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Koleksiyonu’nda bulunan, iç hastalıkları hocası Zoeros Paşa’nın17 Şubat 1863 tarihli diploması da aynı formdadır.

II. Abdülhamid döneminde verilen diplomalarda metin değişmemiştir. Diplomaların üstünde padişahın tuğrası bulunmaktadır. Türkçe bölümleri izleyen Fransızca metinlerde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane adı, “Faculté de Médecine de Constantinople” yani “İstanbul Tıp Fakültesi” olarak yer almaktadır. Diploma sahiplerine, “diplôme de docteur en médicine et en chirurgie” (tıp ve cerrahi doktoru) unvanı verilmiştir.

NURAN YILDIRIM KİMDİR?

Nuran Yıldırım, Türkiye’de tıp tarihi disiplininin hiç kuşkusuz son dönemdeki en önde gelen temsilcisidir.  Yıldırım’ı  bu sahada özgün kılan husus, onun klasik tarih yazıcılığı ile sosyal tarih anlayışı arasında bir köprü kurmasıdır. Muazzam enerjisi ve sıkı iş disipliniyle arşiv kaynaklarını iğneyle kuyu kazarcasına ortaya çıkararak kendinden sonraki kuşaklara yol gösterici olmakla kalmamış, aynı zamanda  tıp tarihinin bir bağlama oturtulması konusunda öncü bir rol üstlenmiştir. Diğer yandan Nuran Yıldırım’ın sadece arşiv kaynaklarıyla yetinen bir akademisyen olmadığı ve  gerek İstanbul Tıp Fakültesi ile Edirne II. Bayezid Dârüşşifası’ndaki müzecilik faaliyetleri gerekse araştırmaları sonucunda Tophane Tebhirhanesi’nin de yıkılmaktan kurtulması örneklerinde gördüğümüz üzere maddi tarihin de izini sürerek bunun korunması için çaba harcayan -kelimenin tam anlamıyla- bir tarihçi olduğu da vurgulanmalıdır.