Merhaba


Medikritik.com’dan Eren Öztürk arayıp da bize ayda iki yazı verebilirmisin diye sorunca önce sevindim,sonra yapabilir miyim diye aldı beni bir düşünce.Halihazırda ulusal bir gazete için haftada bir yazı yazıyorum. Üç sivil toplum kurumunda da hasbelkader üstlendiğim aktif görevlerim var. Öyle olunca basınla ilgili ikinci bir mecraya dahil olmak bir hayli cesaret isteyen bir iş oldu benim için. Fakat ne varki engelli sorunları söz konusu olunca konuyla ilgili sunulan bütün fırsatları değerlendirmek de bir görev...Hele ki bu, sağlık sektöründe faaliyet gösterenlerin buluştuğu bir platform olunca durum şüphesiz daha çok önem kazanıyor. Sonuçta engelli yurttaşların en çok zaman geçirdikleri yerlerin başında sağlık kuruluşları geliyor ve en çok da oralardan söz açıyorlar bir araya geldiklerinde. Gerçektende engelliler özellikle son dönemlerde sağlık sektörüyle ilgili çok büyük sorunlar yaşıyor. Hal böyle olunca, ilgili yerlere sesimizi daha kolay duyurabileceğimiz, belki sorunlarımızın bir kısmına cevaplar bulabileceğimiz böylesi bir ortamdasöz söyleme imkânı isabet olacak diye düşündüm. Bize bu imkânı sunan site yönetici ve çalışanlarına teşekkürlerimi sunup siz okuyucularıma da yürekten bir merhaba diyerek sözüme başlayayım.

Kimi müzmin hastalıklardan mustarip, kimi ikide bir kırılıp bozulan tıbbi ekipmanlara bağımlı, kimi küçüklü büyüklü kazalar geçirmeye fazla eğilimli, kimi ise çokça efkârlı biz engelliler, bize bahşedilen bu ömrün büyük bölümünü hastanelerde, dispanserlerde, eczanelerde, ambulanslarda geçiririz, maalesef. Ki bu durumu da ya alın yazısı deyip sineye çeker ya da hal-i pür melalimize isyan ederiz. İsyan ederiz etmesine de içimizden... Kimselere çaktırmadan. Utanırız çünkü. Neden, kimden utanırız? Bir yanlışlıklar komedyası olarak bu toplumsal kurgunun kaçınılmaz biçimde ürettiği bir kalabalığız biz. Akraba evliliklerinin, savaşların, iş kazalarının, trafik kazalarının, yanlış tıbbi müdahalelerin, kötü ve yanlış beslenmenin, yani en çok cehaletin ürettiği bir büyük bir kalabalık. Aslında pekâlâ önlenebilir bir kalabalık. Güçlü bir irade, her şeyi bir yana bırakıp, herkesin eşit şartlarda kolaylıkla erişebildiği, çok kollu, örneğin medya organlarına kadar sirayet eden, bilim, sanat, kardeşlik ve komşuluğu önceleyen bir eğitim sistemine yatırım yapsa, çok değil bir on yılda engelli sayısında dramatik bir düşüş görmek işten değil. Ama korkarım böyle olmayacak. Sistem engelli üretmeye devam edecek. Öyleyse, sistemden açtığı yaralara merhem olmasını isterken utanan neden biz olalım?Neyse konumuza, hastane koridorlarına geri dönelim.

Acı ama gerçek olan şu ki engelli vatandaş bürokratik birtakım formaliteleri yerine getirmek için hastane koridorlarında hastalığına çare için geçireceği zamana kıyasla kimi zaman çok daha fazla zaman geçiriyor. Engellilik oranını gösteren sağlık raporunu alma çilesi buna güzel bir örnek oluşturuyor. Engellinin bu çilesini şöylece özetleyeyim: Engelli vatandaş devletin engellilere tanıdığı haklardan engellilik oranına göre faydalanabiliyor. Engellilik oranı her türden engellilik için standartlaştırılmıştablolardan elde edilen (ama zannederim çokça tabloya bakan hekimin takdir ettiği) puanlar ve vatandaşın yaşı kullanılarak belli bir matematiksel formüle göre hesaplanan %0 ila %100 arası bir değer. Bu oran %40’in altındaysa eldeki raporun rehabilitasyon merkezleri dışında hiçbir resmi hükmü olmuyor. %40’ın üzerinde ise orana göre devlet engelliye hayatını kolaylaştıracak belli haklar tanıyor.

Son zamanlarda engellilerin karşılaştığı sorun şu: Engelli vatandaş yıllardır kullanageldiği raporunu resmi bir işlem için bir kez daha kullanmak istediğinde rapor bu kez yeterli görülmüyor ve yeni bir rapor isteniyor. Raporun neden kabul edilmediği sorulan yetkililer ya konuyla ilgili hiçbir şey bilmiyor ya da ağızlarında geveledikleri bilgi kırıntıları kimseyi tatmin etmiyor. Tuhaf olan, engelli yurttaşımızın yeni rapor için gittiği hastane genellikle rapordaki engellilik oranını düşürüyor. Engel aynı engel ama hekimin takdir ettiği puan bu kez düşük. Nedeni muamma. Puanın hesabı mı değişti, kullanılan standartlar mı değişti, ne oldu bilmiyoruz. Yurdun her köşesinden engelli kardeşlerimiz derneğimizi arayarak feryat ediyor. Konuştuğumuz farklı kişiler mütemadiyen hekimlerdeki tavır değişikliğinden dem vuruyor. Engelli raporlarının düşük tutulmasına dair doktorlarımıza emir verildiği yönünde duyumlar alıyoruz... Spekülasyon bunlar tabii. Hoş değil. Ama, spekülasyonları engellemek için Sağlık Bakanlığının konuya açıklık getirmesi gerekiyor. Bu konuyla ilgili STK’ların bütün çabaları boşa gidiyor. Sağlık Bakanlığı yöneltilen hiçbir soruya tatmin edici bir cevap vermiyor.

Vatandaş rapordaki oran düşünce çaresiz gidip Sağlık İl Müdürlüğüne itiraz ediyor. Müdürlük vatandaşı hakem hastanesine gönderiyor. Bu hastanelerde kimi zaman aşağılayıcı ve yaralayıcı muameleye maruz kalan (ki bu başka bir yazının konusu olsun) engellinin çilesi yeni raporu alana kadar bazen aylarca sürüyor.

Hastanelere yolumuzun düşmediği günlerin özlemiyle…

Bülent İnce
Engelsiz Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı

Yeni yorum ekle

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.