Günlerdir büyük bir mücadelenin içindeler. Birçoğu günlerdir evine gitmiyor. Çocuklarından, eşlerinden, analarından, babalarından uzakta, hiç tanımadıkları insanların hayatlarını kurtarmak için çalışıyorlar. İnsanlık için, ülke için, çocuklarımızın torunlarımızın geleceği için çabalıyorlar. Başka ülkelerde çalışırken hastalanan ve ölen meslektaşları için duydukları acı yüreklerinde olsa da ölümden korkarak -ama kaçarak- değil insanlığa hizmet ediyorlar.
17-18 yaşında girmek için mücadele ettikleri okullarına ülkenin en başarılıları olarak girdiklerinde, herkes onlara “deli misin, o kadar yıl okunur mu” dediklerinde, onların yüzüne bakarak “okunur” dedikleri azim, cesaret ve idealle meydan okuyorlar bu salgına…
Gece gündüz çalışmak zorunda kaldıklarında, kaybetmedikleri enerjileriyle,
Nöbetlerde günlerce hastane dışını görmeden kaldıkları zamanın inancıyla,
Her biri tuğla gibi kitapların hem maddi, hem bilgi yükünü bir halterci gibi kaldırdıkları kollarıyla,
Daha öğrenciyken yaşlanmaya başlayan bedenlerinin aksine ruhlarında taşıdıkları inançla,
Doktor olduktan sonra hallerinden anlamayan idareciler, siyasetçiler ve izlenmek için her şeyi yapabilen medya karşısındaki duruşlarıyla,
Hayatını kurtarmak adına hayatını riske ettiği hastası ya da yakını tarafından şiddet görmesine, öldürülmesine rağmen vazgeçmeyen karakteriyle,
Yaşı 60-70-80-90 olsa da okumaktan, öğrenmekten bıkmayan dimağıyla,
Hep ettiği yüce yeminin arkasında duran sabrıyla,
Kazandığı iddia edilen para her konu edildiğinde, kırılan, dökülen yüreğiyle,
Bu salgından önce de başka bulaşıcı hastalıklar nedeniyle ölmesine rağmen beklentisizce hizmet eden kalbiyle,
Hep güler yüz, sabır, hoşgörü beklenmesine rağmen her türlü aşağılanmaya maruz kalmasına aldırmayan insanüstü yanıyla,
Kaybettiği hastaları için onların bazı yakınlarından daha çok üzülen, gözyaşı döken, yıkılan ama diğer hastayı hiçbir şey olmamış gibi muayene etmeye devam eden anlaşılmaz gücüyle tüm hayatını insanlığa adayan bu güzel insanlar, yani meslektaşlarım hakkında ileri geri konuşan, herkes medyasından siyasetçisine onların kesip attığı tırnak olamazlar.
O nedenle böylesine kritik günlerden geçerken, değerli meslektaşlarımın ve onların yanlarında varlıklarıyla onları güçlendiren ve onurlandıran diğer sağlık çalışanlarımız hakkında ileri geri konuşarak morallerini bozanlar hakkında ivedilikle işlem yapılmasını talep ediyorum. Bir an önce “Sağlıkta Şiddet” yasası çıkarılmalı ve meslektaşlarıma sözlü ve fiziksel yapılan her saldırı en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
Bana göre; böylesine kritik bir dönemden geçerken, medya üzerinden ya da başka biçimlerde sağlık çalışanlarını hedef gösterenler, onların yaşayacağı her şiddet eyleminden direk sorumludur.
İktidar ve muhalefet bu dönemde sağlık çalışanlarına sadece alkış tutarak değil, yasalarla da sahip çıkmalıdır. İktidar yapmayacaksa bile muhalefet mutlaka bir yasa taslağı hazırlamalı ve sağlıkçıya şiddeti engellemenin yolunu açmalıdır. Medya bu dönemde sıkı kontrol edilmeli, halk sağlığını tehlikeye atan hadsiz şarlatanlar, sağlık çalışanlarını hedef gösteren soytarılar mutlaka hak ettiği cezayı almalıdır.
Umarım olmaz ama belki bazı sağlık çalışanlarını, doktorlarımızı bu zorlu mücadelede kaybedeceğiz. Her gün kalbim onlarla ve ayaklarına taş değmesin diye dua ediyorum.
Ancak andım olsun ki, şu kriz bitip de hayat normale döndüğünde, tüm bu soytarılar, şarlatanlar ve önlem almayan tüm siyasileri bedeli ne olursa olsun kamuoyuna şikâyet edeceğim ve hesap soracağım.
Bu da benim, şimdi yorgun bedenleriyle insanlığa hizmet eden meslektaşlarıma ve tüm sağlık çalışanlarına hem borcum hem de andım olsun…
Dr. Semih Dikkatli/ Psikiyatri Uzmanı
Yeni yorum ekle