“Orhan Veli”nin acısı…

Hüzünlü yüzü, uzun pardösüsü, elinden düşmeyen sigarası ve en basit kelimelerle yazdığı muhteşem şiirleri…

Orhan Veli…

Şiirlerinde hüzün, şiirlerinde yalnızlık, şiirlerinde aşk acısı…

Zorlu bir dönemin hüzünlü ve sade şairi… 

Orhan Veli…

Sigarası kadar, rakısı da eksik olmazdı hayatından… Belki de yaşadığı acıyı bastırmak, biraz da olsun iyi hissedebilmek için seviyordu rakıyı…

Orhan Veli’nin belediyenin açtığı saçma bir çukura düşerek beyin kanaması geçirdiğini ve alkoldendir diyerek içinde bulunduğu durumun araştırılmaması nedeniyle öldüğünü öğrendiğimde henüz sekiz yaşındaydım. Şiirlerinin bende yarattığı yalnızlık ve hüzün duygusu, o an çok daha derinleşmişti yüreğimde. Ölüm biçimi yakmıştı içimi… -Yıllar sonra, benzer duyguyu Metin Altıok için hissetmiştim.-

Onun şiirlerindeki hüznü keşfetmiştim ilk olarak, sonra muzır satır aralarını… Yazdığı, şiir gibi değildi, daha başka, daha sade ve çok çok içtendi. Sıradan kelimelere büyüsel anlamlar katılabileceğini, bir ondan bir Altıok’tan bir de Nazım’dan öğrenmiştim zaten. Onun şiirlerini okumak serbestti ben çocukken, Nazım yasaklıydı, Altıok henüz bilmediğimdi.

Çocuk kalbimde bilirdim içinde bir hüzün olduğunu, kelimelerine vuran acıyı daha çok severdim aşkını söyleyişinden. Eğlenceli mısralarında bile bir sıkıntı, mutsuzluk, yalnızlık vardı. O ‘İstanbul’u dinlerken’, ben Ankara’ya açardım kulaklarımı. ‘Hitler Amca’sına tereyağ’ teklif ederken o, ben margarin sürerdim ekmeğime. O ‘Beni bu havalar mahvetti’ dediğinde, ben bilirdim, yüreğini sonbaharın yaktığını.

‘Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda’ şiirini okuduğumda gençliğimde, onun düştüğü derdin hep aşk olduğunu düşünürdüm. Sonra binlerce mısrasını daha okudum yıllar içinde ve psikiyatr oldum.

Şimdi dönüp baktığımda Orhan Veli’nin mısralarına, anlıyorum ki onun düştüğünü söylediği şey ‘aşk’ değil ‘depresyon’muş… Şimdi bu şiiri profesyonel kimliğimle okuduğumda, mısralarında, melankolinin kitabi bir tanımlama olduğunu görüyorum. Hiç üşenmemiş depresyonun tanı kriterlerini birkaç mısraya sığdırıvermiş sade kelimelerle... Gençliğimde okurken bu şiiri, bir aşk şiiri nasıl böyle acı verici olur diye düşünür, şaşırırdım. Şimdiyse biliyorum ki zaten hep acı içindeymiş büyük üstat…

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.”

Bugün onun 106’ncı doğum yıldönümü… Şiirimizin yıldızlarından…

Işıklar içinde uyusun.

Umarım ölümüyle yüreğindeki acı sonlanmıştır. 

O sıralar bir psikiyatriste gitseydi, alkolle yatıştırmaya çalışmayacaktı acılarını ve bu nedenle daha uzun bir ömür yaşayacaktı belki… Depresyonu iyileşseydi belki de, bu güzel şiirler hiç böyle içten yazılamayacaktı. Kim bilir?

Semih Dikkatli

Yeni yorum ekle

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.