Türkiye'de Acil Servis Doktoru Olmak

Temmuz ayında mezun olarak göreve başlayan genç hekimin serzenişi sosyal medyada günün en çok tartışılan gündemi oldu.

Yaşamış olduğu sıkıntıları bir sosyal paylaşım sitesinde paylaşan genç doktor, acil servis hekimlerinin yaşamış oldukları trajikomik olguları bir kez daha görmemizi sağladı. Sözkonusu paylaşım sosyal medyanın gündemine oturdu. İşte yeni mezun acil servis hekiminin paylaşımı:

"merhabalar, ben bir devlet hastanesinde çalışan 24 yaşında bir doktorum. temmuzda mezun oldum, birkaç aydır acil serviste çalışıyorum. sadece birkaç ay olmasına rağmen oldukça yıpratıcı olaylar yaşadım ve düzenin bazen ne kadar içinden çıkılamaz hale geldiğini gördüm.

sözlük'te hemen her gün doktorların linç edildiği başlıklar açılıyor; bunların bazıları haklı yere, bazıları da haksız yere oluyor. bugün ise taze bir doktor olarak ben, hastaları linç etmeden sadece kendimi size anlatmaya çalışacağım.

öncelikle acilin tanımıyla başlayalım: "acil hal; ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden ilk 24 saat içinde tıbbi müdahale gerektiren durumlar..." diye devam eden bir tanım. (sağlık bakanlığı böyle diyor)

en son pazar günü nöbetçiydim; tek başıma baktığım hasta sayısı 300. peki bu 300 hasta içinden kaç tanesi bu acil tanımına uyuyordu? %10'undan az olduğunu söyleyebilirim. işte problem tam burada başlıyor.

acil servis poliklinik değildir; bunun bilincine varmamız gerekiyor. aylardır bacağım ağrıyor; kan değerlerim düştü mü kontrol ettirmek istiyorum; gebe miyim bunu test ettirmek istiyorum, ilaç yazdırmak istiyorum gibi taleplerin karşılanacağı yer acil servis değildir. ben henüz mesleğinin başlangıcında olan biri olarak emin olun ki herkese yardım etmeyi çok istiyorum; her hasta güler yüzlü ayrılsın, ne iyi doktordu desin arkamdan istiyorum. ancak, 300 kişi baktığım zaman ve bunların birçoğu sadece acili meşgul etmeye geldiği zaman hem diğer hastalara bakamıyorum hem de bu hastalar ile tartışma içine giriyoruz.

ilaç yazdırmak, kan değerlerini kontrol ettirmek gibi işlerin muhatabı aile hekimlerinizdir. onlara giderseniz hem daha iyi ilgilenirler; hem de gerekli tedaviyi düzenlerler. bunu güzel bir dille anlatmaya çalıştığım zaman duymadığım laf kalmıyor. olay sadece bir "ilaç yazıp geçmek" değil. aile hekiminiz sizin hangi hastalıklarınız olduğunu, neden hangi ilaç kullandığınızı bilir ve ona göre ilaçlarınızı düzenler. benim gibi acil doktorları ise günde yüzlerce hasta baktığı için hastalığınızı takip edemeyeceğinden o ilacı yazarsa sizin zararınıza olabileceğini öngöremeyebilir. işte bu yüzden acil serviste ilaç yazılmaz.

bunun dışında hastanın gözünden haklı olduğu bir konuya değineyim. acil olmayan ancak o an kendisini rahatsız eden bir durumdan dolayı acile başvuran hastalar bu 300 kişinin 200'ünü falan oluşturuyor. örneğin; "günlerdir midem ağrıyor" gibi bir şikayetten bahsedelim. günlerdir midesi ağrıyan birisi acil servise değil, dahiliyeye başvurması gerekir. hastaların birçoğu "hocam, dahiliyeye randevu aldım ancak 3 hafta sonrasına sıra veriyor." gibi bir cümleyle karşımıza geliyor. bu konuda hastaların haksız olmadığını kabul ediyorum ancak acilde tanı imkanları kısıtlı olduğundan sadece o anki şikayetinizi giderecek bir tedavi verebileceğimizi, daha sonra mutlaka o şikayetinizin uzmanıyla görüşmeniz gerektiğini unutmayınız. çok fazla hasta ve hastalık var, herkesin uzmanlık alanı farklı. bunun bilincinde olarak acil servise gelmelisiniz.

acilde "yeşil-sarı-kırmızı" alanlar olmak üzere 3 tane alan vardır. hastalar şikayetlerine göre bu 3 alandan birine yönlendirilir. yeşil en az acil, kırmızı en acil olmak üzere. yeşil alan hastaları bu bahsettiğim poliklinik hastaları olduğu için bu hastalara öncelik vermeden, sırayla bakarız. imkanlarımızı sarı ve kırmızı alanlardaki hastalara yönlendiririz. bu yüzden "acile geldim 2 saat bekledim, demek ki ölsem kimse bakmaz" gibi bir şikayette bulunuyorsanız, yeşil alan hastası olduğunuz için o kadar beklediniz. ben de isterim kapıdan girer girmez herkesle ilgilenelim ama imkanlar bu kadar. ki sadece türkiye'de değil, emin olun dünyanın çoğu yerinde bu böyledir.

geçen nöbetimizde orta yaşlı bir erkek hasta geldi. kendisine öncelik verilmesi gerektiğini, çok kötü olduğunu, burasının ne biçim hastane, bizim ne biçim doktorlar olduğumuzdan başladı, ortalığı yıktı. ben de sırayla baktığımızı ısrarla söyledim. çünkü orası yeşil alandı. bir ton laf yedikten sonra şikayetini sorduğumda "grip olmuşum" lafını duydum. grip olduğu için ortalığı birbirine katan hastalarla muhatap olmak gerçekten motivasyonumuzu düşürüyor.

gelelim son olarak bahsetmek istediğim konuya: "doktor yüzüme bile bakmadı, doğru düzgün konuşmadı, ilaç yazıp gönderdi. özelde olsa böyle olmazdı." kendi nöbetimden yola çıkarak konuşayım; gün başlangıcında güne pozitif ve enerjik başlayıp hastalara "hoş geldiniz, buyrun ne şikayetiniz vardı" diyerek hitap ediyorum. günün ortalarında yorgunluk başladığı zaman ağzımdan çıkan her kelime beni yormaya başlıyor ve "ne vardı" gibi kaba sayılabilecek bir üsluba dönebiliyorum. ben de her hastaya tek tek hoş geldiniz demeyi çok istiyorum fakat 24 saat boyunca yüzlerce insanla muhatap olduktan sonra bunu demek imkansızlaşıyor. kelimeyi bırakın, harften tasarruf etmeye çalışıyorum. ama bunları yaparken her hastayı yine muayene ediyor, yanlış tanı koymaktan kaçınıyorum. evet, özel hastanede olsaydınız size böyle davranmazdım çünkü özel hastanede bu kadar çok hasta bakmak zorunda olmazdım. durum bundan ibaret. elbette ne zaman olursa olsun kaba ve kötü davranan doktorlar var ama bu, o insanın kişiliğiyle alakalı, doktorluk mesleğiyle ilgili değil. 

daha değinecek birçok konu var ancak zaten yeterince uzun oldu. son olarak şunu söyleyeyim: biz doktorlar kötü insanlar değiliz, sadece çok yoğun koşullarda çalışıyoruz. emin olun en acil olmayan hastayla bile elimizden geldiğince ilgilenmeye çalışıyoruz. siz de bunun farkında olun."