Mert Savcı yazdı: Biz Tükendikçe Sağlık Sistemi İntihar Ediyor

            Sağlık çalışanları olarak geçtiğimiz
gün bir meslektaşımızın ve adayının intiharı ile sarsıldık. Birkaç gün evvel
ise bir beyin cerrahının ölüm haberiyle karşılaşmıştık. Öncelikle tüm sağlık
camiasının başı sağolsun. Yazımızda belki her biri kendi nedenine sahip olan
(ve hiç öğrenemeyebileceğimiz) özkıyımlar konu olsa da, sağlıkçıları bu
davranışa iten ortak bir olguyu işleyeceğiz: TÜKENMİŞLİK...

            Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde psikiyatri uzmanı olarak görev yapan Dr.Zeynep Bodur, 12’nci katta olan evinin balkonundan düşerek hayatını kaybetti. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nden mezun olan Bodur, uzmanlık eğitimini İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tamamlamıştı. Bu hastanenin 1 hafta önce bir meslektaşımızın jiletle boğazından yaralanması ile haber olması akıllarımızdan çıkmayacak bir şey. Eşinden yeni boşandığı öğrenilen Bodur, 1 çocuk annesiydi. Polis özkıyımda bulunduğu ihtimali üzerinde duruyor.

            Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisi Oğuz Ege, yaşamına son verdiğinde 21 yaşındaydı. Gaz kokusu alan komşularının ihbarı üzerine güvenlik ve sağlık ekiplerinin eve gelmesiyle başında bir poşetle cansız halde bulundu. Genç yaşında kendi canına kıymasının nedenini başlatılan polis soruşturmasından sonra öğrenebilecek miyiz belirsiz. Fakat bu haberi aldığımızda  istemesek de aklımıza 2017 yılında intihar eden Yağmur Çavuşoğlu geliyor. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 5.sınıf öğrencisi Çavuşoğlu, okulunun ders ağırlığı ve sınav stresine dayanamayıp kendi canına kıymıştı.

          Beyin cerrahı Dilber Ayçiçek Çeçen, oturduğu binanın 8.katındanki evinin balkonundan atlayarak yaşamına son verdi. Kaldırıldığı hastanede kurtarılamayan cerrahın ölümünün ardından, çok saygın(!) basın kuruluşları özkıyımın sebebinin “kilolarla olan sorunlar” olduğunu yazacak kadar körleşti hekimlerin sorunlarına dair. Bu saçmalıklara karşı cerrahın eşi durumun böyle olmadığını açıkladı. Eşinin açıklamasına göre özkıyımın sebebi her gün işyerinde sabahtan akşama kadar yüzlerce hasta bakmanın verdiği tükenmişlikti.

2 YIL
ÖNCESİNİ HATIRLATIYOR

            1 hafta içinde 3 meslektaşımızın
kendi canına kıymasını yaşıyoruz. Böyle yoğun bir acıyı belki de en son 2017
Kasım’ında tıp öğrencisi Yağmur Çavuşoğlu ile 2 hekimin aynı günde özkıyım
haberini aldığımızda yaşamıştık. O günden bugüne hiçbir adım atılmadığı için
aynı acıyı yaşıyoruz.

            Çavuşoğlu’nun ölümü ile aynı gün; Batman
Bölge Devlet Hastanesinde Kalp Damar Uzmanı olarak görev yapan Engin Karakuş, kendisinden haber
alamayan iş arkadaşlarının evine gelmesinden sonra ölü bulundu. Evli ve bir çocuk
babası olan Karakuş’un eşinin de İzmir'de aile hekimi olarak görev yapıyordu.
Olay yeri incelemesinde cep telefonunda bulunan “bıktım bu baş ağrılarından”
notuyla, bu özkıyımın sebebi daha iyi anlaşılıyordu.

            Aynı gün içerisinde bir başka haber de Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde pediatri asistanı olarak görev yapan Ece Ceyda Güdemek, 9.kattaki evinin balkonundan atlayarak yaşamına son vermişti.

            Çok ağır koşullarda çalıştığı ve tuttuğu nöbetlerle 36 saati bulan mesaiden bunaldığı için TUS’a yeniden hazırlanıyordu. Babasının iddiasına göre nöbeti olmayan bir bölüme geçecekti. Çalışma koşullarının yanında hocalarından gördüğü baskıyı ve yıpratıcı davranışları artık kaldıramamıştı. Hayatına son verirken tüm bu yaşadıklarını veda mektubunda yazmıştı:

“Annemden
özür diliyorum. Hayat benim için çok zor. Bunaldım bu hayattan. Umarım ölümüm
bazı güzel değişikliklere yol açar. Kimse kimsenin dedikodusunu yapmasın. Lanet hastaneler doktorlara yüklenip
durmasın.
...”

            Biz yazmaya devam edersek, ne kadar bitmesini istesek de bu liste uzuyor. Hastası tarafından anlamsız bir şikayetin SABİM’e iletilmesi sonrası Başhekimlik tarafından zorla savunması istenmesine dayanamayıp çalıştığı hastanenin 6.katından kendini atarak canına kıyan Melike Erdem, gördüğü baskıdan dolayı bu tükenmişliğin haberini 2012 yılında veriyordu bizlere.

            Bu konuya dair onlarca
araştırma yapılıyor. Bir araştırmada sağlık çalışanı olanların %57’sinin bu
tükenmişlik için risk altında olduğu aktarılıyor. BİMER kayıtlarına göre
2015-2018 yılları arasında 431 sağlık çalışanı kendi canına kıymış. Burada öne
çıkan meslek ise hekimlik! (Psikiyatri ise oranın en yüksek olduğu uzmanlık
dalı)

            Tükenmişlik, hekimleri
en çok asistanlık dönemlerinde ve mecburi hizmetleri sırasında yakalıyor.
Mesleki beklentilerinin, performans kaygılarının ve işyeri baskılarının en
yüksek olduğu zamanda... Şifa vermek için çalıştıkları hastalar tarafından
şiddete maruz kalmanın, Bakanlık tarafından kendilerine hasta başı ortalama 3-4
dakika verilerek her gün 100’e yakın (bazen de aşkın) hastaya baktırıldığımız
için tükeniyor hekimler. Tam da mesleğini yapmak isterken; bağlı oldukları
devlet kurumunun engeline takılarak, akıntıya kürek çekercesine bir hayat
gayesi içinde.

            Elbet her intiharın sebebi
çalışma koşulları değil. Hekimler hayatta yalnızca meslekleriyle var etmiyor
kendilerini. Herkesin onlarca derdi arasından sadece biri çalıştıkları ortamın
tüketiciliği. Fakat hayatta her meslekten insan sorunlar yaşıyorken
sağlıkçıların (hele ki hekimlerin) intihar oranının yüksek olması basit bir
tesadüften mi ibaret? Gerçekler bu kadar ortadayken bu durum daha ne kadar
inkar edilebilir?

İNTİHAR
EDEN YALNIZCA BİZ DEĞİLİZ

            İçinde bulunduğumuz
şartlarda, kendi canına kıyanlar yalnızca sağlıkçılar, hekimler değil. Bu
tükenmişliğin hem bir nedeni hem de bir sonucu olarak, sağlık sisteminin
kendisini hayatına son veriyor!

            Bizleri tükenmeye
mahkum eden sağlık sistemi intiharını tamamlıyor. Yaratılan ve “dönüştürülen”
bu canavar da kendisiyle birlikte bizi kurban almaya hevesli görünüyor. Yaşamın
korunması bizim en kutsal görevimizse, en başta kendi yaşamımızı korumak için
intiharın eşiğine gelen sağlık sistemini engellememiz gerekecek. Zira Sıfırı
“tüketene” kadar beklemek lüksüne sahip değiliz.

İnt.Dr.Mert Savcı     
İstanbul Tıp Fakültesi