ROPÖRTAJ-Prof. Dr. Tülin Oygür: 'Akademide kadın da erkek de eşit'

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü... İş ve emek dünyasında, toplumda kadınların eşit ve özgür olarak yer alabilmelerinin günü. Bugüne ve Türkiye'deki yansımalarına dair sorularımızı geçen haftalarda Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD)'ye Genel Başkan seçilen Oral Patoloji uzmanı Prof.Dr.Tülin Oygür cevapladı.

Medikritik:Öncelikle hem daha önceki çalışma hayatınız gereği hem de sonrasında aldığınız görevlerden dolayı biz sizi yakından tanıyoruz. Ama siz bir kadın akademisyen, vatansever bir hekim olarak kendinizden nasıl bahsedersiniz? 

Oygür:Atatürkçü bir ailede doğdum, büyüdüm. Babam subaydı. Evimizin kitaplığındaki babama ait Nazım Hikmet, Doğan Avcıoğlu, Aziz Nesrin, Şevket Süreyya Aydemir gibi aydınların kitapları, ortaokul-lise yıllarında okuduğum kitaplar oldu. Yani Atatürk ve Cumhuriyet sevdası evin hâkim havasıydı. İlkokuldan sonra yoksulluk ve eşitsizlik üzerine kafa yormaya başladım, bu konularla kendimce ilgileniyordum. Resim yapmayı çok sevdiğim halde şartlar izin vermedi ve diş hekimliği okudum. Fakat mesleğimi benimseyemedim ve bir tıp alanı olan patolojide akademisyenliğe yöneldim; doçentlikten sonra ağız patolojisi üzerine yoğunlaştım. 1993 yılında Türkiye’deki tek Oral Patoloji Doktora Programı’nın açılmasında görev aldım. Oral Patoloji Anabilim Dalı’nı kurmak üzere 1998 yılında Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde doçent kadrosuyla göreve başladım. 2000 yılında profesör oldum.

Bu alanda gençler yetiştirdim ve kurduğumuz bölümü onlara emanet ederek, erken sayılacak bir yaşta emekli oldum. Emeklilik beni özgürleştirdi, vatan sorunları üzerine örgütlü mücadele yoluna girdim.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin en önemli kadın teşkilatı Cumhuriyet Kadınları Derneği’ne genel başkan seçildiniz. Öncelikle bunun için tebrik ederiz. Bugünün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olduğunu da düşünürsek derneğinizin akademisyen veya sağlık çalışanı olan kadınlara yönelik kısa ve uzun vadeli çalışma planı var mı? Varsa bunlardan bahsedebilir misiniz? 

Cumhuriyet Kadınları Derneği, Cumhuriyet Devrimleriyle elde ettiğimiz bütün kazanımları savunurken her alandaki kadına ulaşmayı hedefler. Şu an için akademisyen veya sağlık çalışanı kadınlara yönelik bir planlamamız yok ama bu sorunuzla bizi uyarmış oldunuz, pekâlâ bunu programımıza alabiliriz.  

Bir kadın akademisyen olarak akademide çalışan kadınlar erkek meslektaşlarından farklı olarak daha çok hangi sorunlarla karşılaşıyorlar?  Sizin için dezavantaj olan ama erkek meslektaşlarınız için avantaj olabilen bir durumla karşılaştınız mı hiç? 

Kadın akademisyenin, çalışan diğer tüm kadınlar gibi başlıca engeli, akademi dışında evin çekip çevrilmesinde ve çocukların yetiştirilmesinde birinci derecede sorumluluk taşıyor olmasıdır. Kadın, çalışma özgürlüğünü elde ettiği günden beri bu engelle yaşamakta olup bu durumu kabullenmiştir. Fakat yaşam değişmektedir, her şey hızlanmıştır, insafsız bir yarış vardır ve bu ikili çalışma temposu altında artık ezilmeye başlamışlardır. Fakültesinden eve gelip sehpaya ayaklarını uzatan erkek meslektaşlarımız şüphesiz bizlere göre çok daha konforlu bir çalışma hayatına sahiptir!

Mezun olduğu halde çalışmak yerine çocuk bakımıyla ilgilendiği için akademik hedeflerine ilerleyemeyen kadınların erkeklere oranı çok daha fazla. Ebeveynlik paylaşımı konusunda kadınlara ne önerirsiniz? 

Ne de olsa ben artık geride kalan kuşağın temsilcisiyim. Yeni kuşaklarda genç babaların da çocuk bakımında hevesle rol üstlendiklerini görüyorum. Belki tam anne kadar olmayabilir ama bizim kuşağın babalarına göre fersah fersah ilerideler. Genç annelere eşlerine güvenerek onları bu yönde teşvik etmelerini öneririm. 

2013 yılında Times Higher Education tarafından hazırlanan bir çalışmada Türkiye üst düzey akademide kadın-erkek eşitliği açısından birinci sırada yer alıyor. Siz bir kadın akademisyen olarak Türk akademisine baktığınızda bu raporu gerçekçi buluyor musunuz? Siz akademide çalışırken gerçekten eşit olduğunuzu hissedebildiniz mi? 

Bu gerçeğe yurt dışında üniversitelere gittiğimizde bizler de şahit olduk. Kadın-erkek akademisyen oranı bizde oldukça yakındır. Akademik yöneticilikte de yani bölüm başkanlıklarında da kadınlarımız az değildir, fakat dekanlık, rektörlük gibi idari yönden karar verici yöneticiliklerde kadınların oranı hızla düşer, yani eşitlik bariz şekilde bozulmaktadır. Bunda, ikili çalışma temposunun verdiği ağırlıkla kadın akademisyenlerimizin karar verici makamlara uzak durması rol oynuyor olabilir. Son sorunuza gelince, akademide erkek meslektaşlarımla eşit olmadığımı hiç hissetmedim.

Çalışan bir kadın olarak başta akademi olmak üzere bütün çalışma alanlarında kadınların karşılaştığı sorunlara yönelik çözüm önerileriniz genel olarak nelerdir? 

Çalışan kadının temel sorununa yukarıda değindik. Kadın hem işte hem evde çalışıyor, iki farklı alanda sorumluluk taşıyor ve eziliyor. Bazı geri zihniyetler için çözüm kadının evinde oturmasıdır. Fakat kadınlar, iki yüz yıllık mücadeleleriyle elde ettikleri bu mevziden asla dönmeyeceklerdir. Çözüm öncelikle toplumsal zihniyet değişikliğinin sağlanmasında yatıyor. Beraberinde, iş dışındaki yaşamın sorumluluklarını erkek ve kadının eşitçe paylaşmalarının önünü açacak yasal düzenlemelerin yapılması gerekir.   

Bir diş hekimi olarak çalışma hayatınız boyunca hiç hekime karşı şiddet vakasıyla karşılaştınız mı? Sizce kadın sağlık çalışanları bu şiddete daha çok maruz kalıyor mu? Son dönemde tüm dünyada artış gösteren sağlık çalışanlarına şiddet konusunda sizce alınması gereken belli başlı önlemler nelerdir?

Ben böyle bir olayla karşılaşmadım fakat bu konu ciddidir ve esasen temel nedeni bir kamusal hizmet olması gereken sağlık hizmetinin özelleştirilmesidir. Özelleştirme mutlak surette karlılığa dayalıdır ve karlılık adına birçok temel değer feda edilmeye başlanır. Daha az hekimle, daha az malzemeyle, daha kısa sürede fakat en yüksek fiyatla ve en çok sayıda hasta bakmaya ayarlanmış bu sistemin şiddeti doğurmaması imkânsız gibidir. Zengin ülkelerdeki bu sıkıntının kaynağı da sağlık hizmetinin devlet güvencesinden çıkarılıp özel sigortaya bağlanması adımlarıyla başlayan özelleştirmedir. Elbette ağır yaptırımlar getirilmelidir fakat önemli olan herkese parasız ve kaliteli sağlık hizmeti verecek sistemi kurmaktır.  

Akademide bu başarıları elde ederken kadın olduğunuz için engellendiğinizi hissettiniz mi? Hissettiyseniz bu engelleri nasıl aştınız? Yoksa aksine sizin önünüzü mü açtılar?

Kadın olmam beni ne engelledi ne de önümü açtı. Ben ve arkadaşlarım bu çalışmaları cinsiyetsiz yaptık!

O dönem mezun olan kişi sayısı kaçtı? Mezunların kadın ve erkek oranıyla ilgili bilginiz var mı? Eğitim sistemi nasıldı? Bu dönemle kıyasladığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin döneminizde mezun kadın sayısı kaç kişiydi?

Epey eskilerden soruyorsunuz. Galiba 30-35 kişi kadar mezun olduk. Öğrenci sayısı ve dolayısıyla mezun sayısı şimdiye kıyasla çok çok azdı. Üniversite enflasyonu 2000’lerden sonra patladı. AKP iktidarında açılan özel üniversiteleri takip edemez olduk. Üniversitelilikte sayısal yönden tavan yaptık ama nitelik yönünden maalesef dibe vurduk. Bizim dönemimizde teknik alt yapı zayıftı fakat eğitim ciddi idi; şimdiyse alt yapı ve malzeme bolluğu içinde çok zayıf bir eğitim verildiğini biliyorum. Kadın-erkek oranlarında bugüne göre önemli bir fark olduğunu sanmıyorum, yine eşit gibiydi.     

Diş hekimliği mezunusunuz ve Türkiye'deki tek Oral Patoloji Doktora Programının açılmasında görev aldınız. Akademik geçmişinizin Cumhuriyet Kadınları Derneği genel başkanlığı görevinde size nasıl katkısı olacağını düşünüyorsunuz?

Akademik yaşantım hep iddialı çıkışlarla geçti. Türkiye’de olmayan ve olmaması için de direnç gösterilen bir bilim dalını ve doktora programını açmak büyük mücadele gerektirdi. Rektör yardımcılığı görevimde de bazısı büyük boyutlu ve sıkıntılı, birçok konuda sorumluluk aldım. Bunlar insanı pişiriyor, cesur, atak kılıyor, takım çalışmasını öğretiyor. CKD genel başkanı olarak arkadaşlarımla birlikte akıl ve bilim yolundan sapmadan, cesaret ve atiklikle çalışma iddiasındayım.