Obezite cerrahisine dair derneklerden ortak bildiri: 'Tek başına ameliyat yanlış!'

Son yılladara ülkemizde de sayısında artış gösteren ve kilo verme konusunda tercih edilen bir tedavi haline gerek bariatrik cerrahiye (obezite cerrahisi) dair 2 dernekten ortak bildiri geldi. 4 Mart 'Dünya Obezite Günü' dolayısıyla Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) ve Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından ortak yayınlanan bildiride ameliyatların tek başına bir tedavi olmadığı, bir tedavi sürecinin parçası olduğu vurgulandı.

Bariatrik cerrahiye dair derneklerden yapılan açıklamada tedavi sürecinde yalnızca ameliyatların yapılmasının yanlışlığı açıklandı. 4 Mart "Dünya Obezite Günü" dolayısıyla yapılan dernekler tarafından yapılan ve sürecin bir çok alandaki uzmanın işbirliği ile yürütülmesi gerektiği söylenen bildirinin tamamı ise şöyle:

"Obezite gelişimindeki en önemli faktörler sağlıksız beslenme alışkanlığı ve yetersiz fiziksel aktivitedir. Ancak, bazı endokrin hastalıkların, psikiyatrik bozuklukların, ilaçların veya nadir görülen genetik hastalıkların da obeziteye neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden her obeziteli birey öncelikle kapsamlı olarak değerlendirilmeli, obeziteye neden olduğu tespit edilen faktörlerin ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır.

Obezite tedavisi için öncelikle yaşam biçimi ve alışkanlıklar düzenlenmelidir. Sağlıklı beslenemeyen ve yeterli fiziksel aktivite yapamayan bireylerde her türlü tedavinin başarısı kısıtlı olacaktır. Yaşam biçimini düzelttiği halde yeterli kilo veremeyen olgulara tıbbi tedavi denenmeli, tıbbi tedaviden de yarar görmeyenler ise obezite cerrahisine yönlendirilmelidir. Cerrahi tedavi bugün için obezite ile mücadelede en etkin tedavi yöntemidir. Obezite cerrahisi ile hastaların hem kilo fazlalığı hem de eşlik eden metabolik hastalıklardan kurtulması mümkün olabilir. Ancak cerrahi yaklaşım obezite ile mücadelenin son basamağı olmalıdır.

Obezite Cerrahisi deneyimli cerrahlar tarafından, donanımlı merkezlerde ve aşağıdaki koşullarda yapılmalıdır:

  • Beden Kitle İndeksi (BKI)> 40kg/m2 olması veya
  • Beden Kitle İndeksi> 35kg/m2 ve kontrol altında olmayan Tip 2 Diyabet, Hipertansiyon, Dislipidemi, Uyku-Apne Sendromu gibi obezite ile ilişkili hastalıkların olması.
  • Bu koşullar hastaların diyet, egzersiz ve tıbbi tedaviden oluşan konservatif yaklaşımları en az 6 ay süreyle denediği ve yeterli kilo veremediği tespit edildikten sonra geçerlidir.

Obezite Cerrahisi öncesinde ve sonrasında hastalar deneyimli bir sağlık ekibi tarafından yönetilmelidir. Bu ekipte bir Endokrinolog (veya Obezite konusunda deneyimli bir İç Hastalıkları Uzmanı), Bariatrik Cerrah (bu konuya odaklanmış genel cerrahi uzmanı), Diyetisyen olmalı, ihtiyaç halinde, Psikiyatrist/Psikolog ve ilgili diğer branşlar da ekibe dahil edilebilmelidir. Hastalar sadece ameliyata hazırlık ve ameliyat aşamasında değil, ameliyat sonrasındaki yeni yaşamları boyunca da bu ekip tarafınca düzenli olarak izlenmelidir.

"Obezite Cerrahisi”, “Bariatrik Cerrahi” ve “Metabolik Cerrahi” benzer anlamda kullanılan terimlerdir. Hepsinde kullanılan temel cerrahi yöntemler aynıdır. Uluslararası Obezite rehberleri bu amaçla dört temel yöntemi önermektedir. Sleeve gastrektomi, gastrik bypasslar, gastrik bant, klasik BPD (Biliyo Pankreatik Diversiyon) ya da duodenal switch sık kullanılan obezite ve metabolik cerrahi ameliyatlarıdır ve her birinin kendi risk-yarar oranları vardır. Bunlar dışındaki diğer tüm cerrahi girişimler bu aşamada ancak araştırma amaçlı olarak nitelenir.

Güncel rehberler tarafınca önerilmeyen cerrahi uygulamalar ancak klinik araştırma kapsamında, Etik kurul onayı ve hastalar bilgilendirilip onamları alınarak yapılabilir. Ne yazık ki, ülkemizde bazı merkezler bu yöntemleri kontrolsüz olarak uygulamakta, yaygın kabul edilmiş rutin teknikler gibi sunmaktadır. Son dönemde “Diyabet Cerrahisi” adıyla sıkça reklamı yapılan yöntem de bunlardan birisidir. Tip 2 Diyabeti ve obezitesi olan ve tüm çabalara karşın yeterli metabolik kontrolü sağlanamayan bireylerde, bariatrik cerrahi faydalı olabilir. Ancak bu kişilerde de yine yukarıda söz edilen cerrahi teknikler kullanılmalıdır.

Bilinen yöntemler dışında kalan ve henüz hiçbir rehberde önerilmeyen uygulamaları “Diyabet Cerrahisi” adıyla insanımız üzerinde deneyen kişi, merkez ve kuruluşların mutlaka engellenmesi gereklidir. Henüz deneysel boyutta olan tüm yeni uygulamaların, tanımlanan özelliklere sahip merkezlerde, klinik araştırma kapsamında ve denetim altında yapılması sağlanmalıdır.

Sonuç olarak Obezite cerrahisinin obezite ile mücadelenin son halkası olduğu ve ülkemizdeki tüm Obezite hastaları için çözüm olamayacağı bilinmelidir. Obezite ile mücadelede asıl önemli unsur hastalığın gelişmesinin önlenmesidir. Bu nedenle, ülkemizde sağlıklı beslenme alışkanlığını yerleştirecek ve fiziksel aktiviteyi arttıracak önlemlerin alınması esastır. Obezite ile mücadelede merkezi ve yerel yönetimlerin, Sivil toplum kuruluşlarının ve ulusal basınımızın da sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) ve Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafınca Kamuoyuna saygıyla duyurulur."