Ölümsüz Atatürk Psikanalizle Öldürülemez-2

Yüce önderimizi
kaybettiğimiz tarihin yıl dönümünde, yeniden aynı konuda sizinle buluşmanın
anlamlı olduğunu düşündüm. Anımsayacağınız üzere konumuz Ölümsüz Atatürk isimli
kitapta yapıldığını düşündüğüm psikanalitik dille yapılmış
değersizleştirmelerdi. Konuyu uzatmadan örneklere devam etmek istiyorum. Önceki
yazım biraz kısa bulundu. Bu yazıyı daha uzun tutacağım.

Düş Kırıklığı
İçindeki Kahraman isimli bölümde Atatürk’ün narsisistik kişiliğine kanıt
göstermek amacıyla Aydemir’in Tek Adam isimli önemli eserinden şu bölüm
alıntılanmıştır:

“Benim elime büyük
bir selahiyet ve güç geçerse, ben hayatı içtimaiyemizde istenilen devrimi, bir
anda ve birden, yani, bir “Coup”da tatbik edeceğimi zannederim. Zira, ben bazıları
gibi, alimlerin düşüncelerini yavaş yavaş benim düşündüğüm işler derecesinde
tasarlamak ve düşünmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılabileceğini kabul
etmiyorum.

Böyle harekete karşı
ruhum isyan ediyor. Neden bu kadar senelik yüksek tahsil gördükten sonra,
hayatı medeniyye ve içtimaiyeyi tetkik ettikten ve hürriyetten zevk almak için,
hayatımı ve vakitlerimi harcadıktan sonra avam mertebesine ineyim? Onları kendi
mertebeme çıkarırım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar.”

Atatürk’ün devrimciliği
ve ilericiliği olarak ilkokulda bize öğretilen kişilik özelliklerini Vamık
Volkan narsisistik kişilik olarak yorumluyor. Bu bölümü Atatürk günlüğüne
yazmış. Vamık Volkan’ın ifadeleriyle yorumu aktaralım: “Mustafa Kemal’in,
veliahtı (Vahidettin’den bahsediliyor) ülküleştirmeye girişip bunda başarısız
kaldıktan sonra, buradaki ifadelerinden açıkça anlaşılacağı üzere yeniden kendi
görkemli benliğine yönelmiş olması ilginçtir.” Bana göre de günlükteki
ifadelerden gerçekten Atatürk’ün öz-etkinliğine olan inancının güçlü olduğu
sonucu çıkarılabilir. Oldukça olumlu bir özelliktir de bu. Ancak Vahidettin’i
ülküleştirme ihtiyacının olduğu ve bunda başarısız olduktan sonra kendi iç
enerjisine yönelmiş olduğu önermesi, Atatürk’ün zaten narsisistik kişiliğe
sahip olduğu varsayımından yola çıkılarak yapılıyor. Kitabın başında bir etiket
giydirildi. O etiketin altı doldurulacağına şimdi o etiketle Atatürk’ün
yaşantısı açıklanmaya çalışılıyor. Bir sonraki sayfadaki Vamık Volkan’ın
Atatürk’e yakıştırması ise şu şekilde. “Enver’in yörüngesinden çıkamayan bu
güçsüz adamdan ülküleştirebileceği bir padişah yaratma çabasından vazgeçti.” Bu
yorumlardan sonra bölüm isminin neden Düş Kırıklığı İçindeki Kahraman olarak
seçildiği de daha açık hale geliyor. Yazarlara göre Atatürk, günlüğündeki
ifadelerden net bir şekilde anlaşılacağı gibi öz-etkinliği yüksek biri değil de,
her an ülküleştirebileceği birisini arayan, bunu bulamayınca da hemencecik düş
kırıklığına uğrayan kırılgan bir narsisist.

Değersizleştirmenin
incelikli yapıldığını önceki yazımda söylemiştim. Atatürk’ün inanç ve
kararlılık dolu “Geldikleri gibi giderler!” 
sözünü aktarış biçimine bakalım: “Bu durum karşısında öfkelenen Mustafa
Kemal, yaverine şunu söyledi. ‘Geldikleri gibi giderler!” Yani Atatürk bu sözü
öfkesini tutamayıp fevri bir şekilde söylemiş.

Anadolu’ya geçiş
sürecini resmi olarak halletmek için elinden geleni ardına koymayan Atatürk
gelişmeleri izlemek için Meclis-i Mebusana gider. Bununla ilgili şu yoruma
bakın: “Gelişmeleri meclisteki ziyaretçi localarının birinden izleyen Mustafa
Kemal, ilgi odağındaki kişi olmanın
heyecanıyla doluydu
ve zaferden çok emindi.” Vamık Volkan’ın o sırada
Atatürk’ün duygulanımı hakkındaki haberdarlığı gerçekten beni şaşırtıyor. Ben
bu yorumun hikaye yazıcılığından ibaret olduğunu düşünüyorum. Sanki Atatürk o
sıralarda 38 yaşında Anafartalar Kahramanı, rütbesi yükseltilmiş üst düzey bir subay
değil de, ilkokula yeni başlamış bir çocuk. Bir sonraki paragrafta mecliste
Anadolu’ya gidişiyle ilgili umduğu sonucu bulamayan Mustafa Kemal’in çocuksu
beklentilere sahip olduğu iması var: “Sahip
olduğu görkemli benlik padişahın kendisini hemen görmek isteyeceğine inanmasını
teşvik ediyordu
Söylemek gereksiz ki,
umduğunun aksine padişah, Mustafa Kemal’i hemen çağırmadı ve onu gelecek Cuma selamlığına
kadar bekletti.” Görüldüğü gibi gerçekçiliğiyle ünlü Atatürk aslında ne kadar
narsisistmiş ki (!) herkesin anlayabileceği bir gerçeği çarpıtılmış bir şekilde
yaşamış.

İngiliz işgali
sonrası “sık sık Pera Palas Oteli’ne gelen yabancı subaylarla iç içe yaşamak
zorunda kalmış olmak Mustafa Kemal’i özellikle yaralamış olmalı. Kendi sosyal
çevresinde sanki itibar yitirmiş biri durumundaydı ve hemen her gün onun artık
düşük statüde biri olduğunu hatırlatan bir olay yaşanıyordu,” deniyor aynı
bölümde. Mustafa Kemal’in Pera Palas Oteli’nde yaralanmış hisssetmesi olası.
Yurtsever bir subay için ülkesinin başkentinin işgal edilmesi ve kendi
ülkesinde ikinci sınıf bir asker olmasının yaralayıcı olması
çok beklenir bir durum. Her onurlu ve idealist asker bundan yaralanır.
Buradaki
yaralanmanın sebebi ideallerle olan özdeşleşmedir ve tüm hayatından
anlaşılacağı gibi Atatürk için birincil olan sosyal statüsü değil, yurdunun
çıkarıdır.

Bu kitap üzerine çok
daha fazla şey yazılabilir, ancak iki yazıya ancak bu kadarını sığdırabileceğim
düşünerek yurtseverliği, direnmeyi, kararlılığı, cesareti ve mücadeleyi
öğrendiğim Ata’mı saygıyla ve özlemle anıyorum. Fikirler Ölmez!

Psikiyatri Uzmanı Çağdaş Yokuşoğlu

Not: İtalikler yazarın vurgusudur.

Yeni yorum ekle

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.