Türk Sağlık Sistemi'nin dünü ve bugünü

Dr. Refik Saydam döneminde 12 Milyon ahali
ve 554 hekimle (1923-1937) başlayan Cumhuriyet dönemi Türk Tıp Tarihi’ni, Cumhuriyet’in
sağlık algısını anlamak için irdelemek zorundayız. Koruyucu Hekimliğin ön
planda olduğu bu ilk yapılanmada hekimler, Hükümet doktoru olarak tanımlanmış;
sağlık hizmeti devlet eliyle hem yönetilmiş hem de kontrol edilmiştir. Hükümet
doktorunun görev alanlarının içerisine, çevre sağlığı, adli tabiplik, bulaşıcı
hastalıklar taraması, meslek ve okul hekimliği, idari görevler yanında; fakirlere
bedava sağlık hizmeti görevleri tanımlanmış, böylece sağlık hizmetinin
sosyalizasyon süreci başlatılmıştır. Trahom, sıtma, frengi, tüberküloz gibi
epidemiyolojik önemi olan hastalıklar için özel kurumların oluşturulması;
sağlık hizmetinin sosyal bir hizmet olarak düşünüldüğünü ve toplumun sağlık
ihtiyaçlarına göre şekillendiğini gösterir.

1937-1949 döneminde sağlık hizmeti sunan
kurumlar kasabalara ve köylere kadar indirgenmeye çalışılmış, koruyucu ve tedavi
edici hekimlik eşit önemlilikte değerlendirilmiş, eşgüdümü sağlanmış, aynı
zamanda işçilere ayrı konumda bir sağlık hizmeti kazandırılmıştır.

1950-60 yılları savaş sorası dönemin küresel
sağlık akımlarından etkilendiği bir dönem olmuş; sağlık algısı önemli oranda
değişerek, tedavi edici hekimlik koruyucu hekimliğin önüne geçmiştir.

1960 yılından itibaren (Dr. Nusret Fişek
dönemi), sağlıkta sozyalizasyonun önemi anlaşılarak yeni bir döneme girilmiş; koruyucu
ve tedavi edici hizmetlerin eşgüdümlü olarak sunulması amaçlanmış; hekim,
hemşire, ebe, teknisyenden oluşan bir ekipten oluşan yapı ile Sağlık Ocağı yapılanmasına
gidilmiş, doğrudan köylere kasabalara yani doğrudan halkın ayağına sağlık
hizmeti götürülmüştür. Her vatandaşın sağlık ocağına kaydı yapılarak ortalama
4500 kişiye bir sağlık ocağı tahsisiyle sağlıkta sosyalizasyon sürecine gerçek
anlamda başlatılmıştır. 1965’e kadar başarıyla sürdürülen sağlıkta sosyalizasyon
süreci ne yazık ki 1966’dan itibaren yeni dünya düzeninin kapitalist ve
neo-liberal politikaların etkisiyle yıkım sürecine girmiştir.

1983 döneminde Genel Sağlık Sigortası
yapılanması için adımlar başlatılmış, ancak sadece Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Kanunu teşviki kapsamında, sigortasız yoksulların sağlık
hizmetlerinden sınırlı faydalanması sağlanmaya çalışılmıştır.

1990 yılında yeni bir “master plan” yapılmış; 1992 yılında çıkarılan ‘Yeşil Kart’
uygulaması ile sağlık hizmetlerini karşılayacak gücü olmayan, dar gelirli
gruplar için kamu tarafından ücretsiz sağlık hizmeti sunumu sağlanmaya çalışılmıştır.
 

Sağlık alanında son dönem 2002 yılında başlatılmış, açıklanan ‘Acil
Eylem Planı’ içerisinde ‘Herkese Sağlık’ başlığı altında temel prensipler
belirlenmiş ve uygulamalar bir takvime bağlanmıştır. Bu doğrultuda Sağlık
Bakanlığı, 2003 yılında ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı’ (SDP) uygulamaya
koymuştur (58. Hükümet Acil Eylem Planı, 2003). 16 Kasım 2002 tarihinde
açıklanan Acil Eylem planı kapsamında sağlık alanında yapılması öngörülen temel
hedefler aşağıdaki gibi belirtilmiştir.

1. Sağlık Bakanlığı’nın fonksiyonel ve idari açıdan yeniden
yapılandırılması,

2. Tüm vatandaşların genel sağlık sigortası kapsamına alınması,

3. Sağlık kurumlarının tek çatı altında toplanması,

4. Anne ve çocuk sağlığına önem verilmesi,

5. Hastanelerin mali ve idari açıdan özerkliğine kavuşturulması,

6. Aile hekimliği uygulamasına geçilmesi,

7. Koruyucu hekimliğin yaygınlaştırılması,

8. Kalkınmada öncelikli bölgelerde yaşanan sağlık personeli eksikliğinin
giderilmesi,

9. Özel sektörün sağlık alanına yatırım yapmasının özendirilmesi,

10. Tüm kamu kuruluşlarının alt kademelere yetki devri,

11. Sağlık alanında e-dönüşüm projesinin hayata geçirilmesidir.

OECD ve Dünya Bankası kaynaklarına göre, Sağlıkta Dönüşüm Programı,
Türkiye sağlık sektörünün var olan sorunlarının ele alınması ve bu sorunların
çözümü için tasarlanmış ve Türk sağlık sisteminin sorunları aşağıdaki gibi
ifade edilmiştir (OECD ve World Bank, 2008).

i. Diğer OECD ve orta gelirli ülkelere kıyasla geri kalmış sağlık
sonuçları

ii. Sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler

iii. Sağlık hizmetlerinin finansmanı ve sunumunda verimsizliğe yol açan,
mali sürdürülebilirliği zayıf parçalı yapı

iv. Düşük hizmet kalitesi ile hastalara sınırlı cevap verilebilirlik.

OECD ve Dünya Bankası’nın önerileri üzerine Sağlıkta Dönüşüm Programı
adım adım ilerletilmiş, GSS programı ile farklı çalışma gruplarını kapsam
altına alan Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve SSK (Sosyal Sigorta Kurumu)
programlarını 2006 yılında tek sigorta kurumu şemsiyesi altında toplamıştır. (OECD
ve World Bank, 2008)

Sağlık hizmetlerine erişim eşitliği kapsamında sağlık hizmetlerine olan
talebin artması üzerine Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ‘Performansa Dayalı
Ödeme Sistemine’ geçilmiştir. GSS sisteminde; sağlık hizmet üretimi ile
finansmanın kesin olarak birbirinden ayrılması, sistemin ‘sağlık hizmeti satın
alımı’ anlamına gelmektedir. İlk aşamada Devlet Hastanelerinde görüntüleme,
temizlik, yemek hizmetleri vb. gibi hizmetlerden başlatılarak daha sonra tüm
tedavi aşamalarında özel sağlık kurumlarıyla anlaşmalar sağlanarak sevk olanağı
getirilmiş, ardından özel hastanelere başvuruda sevk şartı kaldırılmıştır. Özel
sağlık kurumlarının kullanımını teşviki üzerine planlanan yapılanma adım adım
yerleşmiştir. 

GSS kapsamında gerçekleştirilen bu düzenlemeler ile sağlık hizmetlerine
ulaşımda var olduğu savlanan kalemlerde önemli artışlar meydana gelmiştir.
Örneğin OECD ülkelerinin belirlediği kriterlerden birisi olan “sağlıkta
erişilebilirliği” gösterdiği savlanan “kişi başı doktor muayene sayısı” kaleminde
önemli artışlar olmuştur. Bu parametre 2002 yılında 3.1 iken, 2016 da 8.4’e
yükselmiş, OECD ülkelerinin ortalaması olan 6.9 rakamının üstüne çıkmıştır. (OECD
Health Statistics 2017). Toplam içerisindeki en büyük artış ise, özel sektör
hastanelerinde görülmektedir.

Dünya Bankası tarafından 2003 tarihli raporda Türk sağlık sistemi için
önerilen Aile Hekimliğin modeli, sağlık reformunun ikinci temel ayağını
oluşturmaktadır. Aile hekimleri, GSS ile sözleşme yaparak muayenehanelerinde
sağlık hizmeti sunacaklardır. Ancak GSS sisteminin tam olarak uygulamaya koyulması
ile aile hekimliklerinin finansmanı anlaşma yoluyla sağlanacak, primlerini
düzenli ödemeyen vatandaşlar, aile hekimliği sisteminden yararlanamayacaktır. Planlanan
Aile hekimliği sisteminde kurumun sevk zincirinde zorunlu basamak olarak
düşünülmesine rağmen, özel kurumlara hasta akışı engellenebileceği düşünülerek
uygulamaya koyulmamıştır.

Aile hekimliği sisteminde, hekimler kamu elemanı olmak yerine ücretinin
piyasadan sağlayan girişimciye dönüştürülmüştür. Aile hekimleri elemanlarını
kendileri seçebilmekte ve tıbbi hizmet dışındaki gereksinimleri taşeron
firmalar aracılığıyla sağlayabilmektedir. Temel hizmetlerde dahi, hizmet
sunumunun girişimcilere yani özel sektöre bırakılması, kamunun sağlık hizmetinden
elini çekip sadece sağlık sigortacılığı yapacağı anlamına gelmektedir.

Sağlıkta Dönüşüm Programının üçüncü temel ayağında ise, 663 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname (KHK) ile 02/11/2011 tarihli Resmi Gazete de açıklanan Kamu
Hastane Birlikleri (KHB) reformu yer almıştır. Reform ile, Sağlık Bakanlığı’na
bağlı ikinci ve üçüncü basamak tedavi kurumları kamu hastane birlikleri çatısı
altında ‘özerk’ olarak yeniden örgütlenmiştir.  663 sayılı KHK’nın 30. maddesine göre, Türkiye
Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından, kaynakların etkili ve verimli kullanılması
amacıyla kuruma bağlı ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumları ile il
düzeyinde kamu hastane birlikleri kurularak işletilmiştir. Hizmetin büyüklüğü
göz önünde bulundurularak bazı illerde birden fazla birlik kurulmuş, bir ilde
birlik kapsamı dışında sağlık kurum bırakılmamıştır. Birden fazla birlik
kurulan illerdeki ve belli bölgedeki birliklerden biri koordinatör olarak
görevlendirilmiştir. Böylece Sağlık Bakanlığı’na bağlı ikinci ve üçüncü basamak
sağlık kuruluşları idari yönden özerk bir yapıya kavuşmuş, sağlık işletmesi
modeline göre yeniden yapılandırılmıştır. Böylece Sağlık Bakanlığı, sağlık
piyasasında denetim ve düzenlemeden sorumlu bir birim haline dönüşmüştür (Ş. Çavmak,
D. Çavmak; Türkiye’de Sağlık Hizmetlerinin Tarihsel Gelişimi ve Sağlıkta
Dönüşüm Programı. 2017)

Türk sağlık sistemi şu dönemlerde yeniden farklı atılımlar içerisinde
yer almaktadır. SGK primleri 01.04.2017 tarihi itibari ile 53 TL’ye çekilmiş,
farklı gelir seviyesi uygulamalarının kaldırıldığı belirtilmiştir.
(www.sgk.gov.tr; Erişim Tarihi: 13.05.2017) Aynı zamanda kamu özel ortaklığı
ile yürütülmekte olan şehir hastaneleri projeleri hayatımızda yer edinmeye
başlamış durumdadır. Çok yüksek yatırımlar ile meydana gelmiş bu yatırımların,
sigorta yapısını da etkileyeceği muhakkaktır.

Sağlıkta dönüşüm programının OECD Ülkeleri Sağlık İstatistik verileri
raporlarına göre bireylerin sağlık hizmetlerine ulaşımı hayli kolaylaşmış
görünmektedir. Ancak ulaşımdaki bu kolaylık halen OECD ülkelerinin hayli
altında olan hekim ve sağlıkta yardımcı eleman sayısıyla başarılmış olması
bizlere sağlık personelinin piyasa şartları içerisinde kuralsız çalıştırıldığının
belgesi gibidir. (1000 kişiye düşen hekim sayısı OECD Ülkeleri ortalaması 3.4;
Türkiye’de 1.8; 1000 kişiye düşen hemşire sayısı, OECD ortalaması 9; Türkiye’de
2) (OECD Health Statistics 2017).  Ayrıca
sağlık personeli yönünden bölgelere göre farklılıklar zirve yapmakta olup; 100.000
kişiye düşen hekim sayısı, Güneydoğu Anadolu bölgesinde Türkiye ortalamasının
oldukça altındadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesini; Ortadoğu Anadolu, Kuzeydoğu
Anadolu ve Batı Marmara Bölgeleri izlemektedir.

Hükümetin SDP ile, özel sektörün yapısından yararlanmayı ve sağlık hakkı anlayışını değiştirmeyi amaçladığını anlaşılmış, hizmet sunumunda özel, sigorta boyutunda devletin ağırlıklı olduğu bir yapı tasarlandığı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda OECD Ülkelerinin Sağlıkta Kalite standartlarının sadece hizmetin yaygınlaştırılması boyutundan ibaret olmadığı bilinmelidir. Ayrıca sağlıkta harcamanın artışının sağlık anlamına gelip gelmediği tartışılmak zorundadır.

Prof. Dr. Gülümser Heper

Prof. Dr. Okan Bölükbaşı