Aşı karşıtlığı para kazandırıyor

‘Bilgi çağındayız, bilgiye ulaşmak kolay artık’ diyerek tek tuşla bulunan sonuçlar... Aydınlık gazetesinden Füsun İkikardeş Bunlardan kaçınarak aşı konusunu masaya yatırdı. Konuğu ise Prof. Dr. Gülbin Gökçay. İşte bu ses getiren röportajın tamamı.

Prof. Dr. Gülbin Gökçay, çocuk sağlığı uzmanı olarak sosyal pediatri ve özel olarak da aşı konusundaki çalışmalarıyla bilinen bir bilim insanımız. Çalışkanlığı ve üretkenliği dur durak bilmiyor. Mesleğine, bilime, Atatürk’ün gösterdiği ilim yoluna tutkun. İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Sosyal Pediatri Anabilim Dalı Başkanı, Sosyal Pediatri Doktora Programı sorumlusu. Bilgi ve birikiminden toplumu mahrum etmiyor. Aileler ve hekimler için yazdığı kitapları var, Çocuk Sağlığı Derneği’nin ve Sosyal Pediatri Derneği’nin başkanlıklarını ve Uluslararası Sosyal Pediatri Derneği’nin de danışmanlığını yürütüyor. Her an tezgahında yapılacak bir işi var. Konu aşı olunca, 12 saatlik mesaisi arasında bize zaman ayırdı, sorularımızı yanıtladı. Öyle yanıtlar ki, derya deniz bilgisinden neredeyse makale, neredeyse kitap çıkar.

İNSANOĞLUNUN AŞILAMA ÇABALARI 

-Aşının tıptaki yeri ve tarihi nedir?

İnsanlığın aşı geliştirmek için çabaları çok eskilere dayanıyor, çok uğraşıyorlar bu konuda. 10. Yüzyılda Orta Asya’dan çalışmalar olduğu bildiriliyor. Kayıtlara göre daha eskiden 7. Yüzyılda Hintli Budistlerin yılan zehiri içerek yılan sokmasına karşı bağışık olmaya çalıştıklarını görüyoruz. Ancak aşı kullanımına dair ilk yazılı kayıtlar Çinlilerin 15. Yüzyılda variolasyon denen bir teknikle çiçek aşısı kullandıklarına dairdir. Türkler, Çinlilerden öğrendikleri variolasyon yöntemini göç ettikleri bölgelere taşımışlar, Sonra Anadolu’ya geliyor. Avrupa’ya geçişi ise 18. Yüzyıl başlarında olmuş. Aşıyla ilgili uğraşlar hep var. Hatta, şimdi bağışıklık sistemiyle ilgili yeni bir bilim var: İmmunoloji! Bu bilim, aşıdan sonra doğuyor. Yani bu nasıl oluyor diye araştırırken imunolojiyle ilgili bilgiler de artıyor, gelişiyor.

AŞIDA ŞAFAK DOĞDU 

-Başlangıç aşısı olarak hangisi kabul ediliyor?

En başta çiçek aşısı. Jenner, 1796’da 7 yaşındaki bir çocuğa sütçü kızın elindeki inek çiçeği lezyonundan aldığı materyalle ilk aşısını yapıyor. Çiçek aşısının18. ve 19. yüzyıllar boyunca, yoğun bir şekilde yapılması sonucu, 1979’da Çiçek hastalığının dünyadan kökü kazındı. Hiç kimse hiçbir yerde çiçek virüsü kapmayınca çiçek aşısı da sonlandırıldı. Aşılamada şafak doğmuştur.

-Başka kökü kurutulan ya da eli kulağında olan salgın hastalık var mı?

Çocuk felci hastalığı, yani polio virüsü sonucu gelişen poliomyelit hastalığı var. Ama ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede artık çocuk felci görülmüyor. 24 Ekim 2019 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü, Çiçek Hastalığı ve Polio virüs Tip 2’ nin ardından Polio virüs Tip 3’ ün de eradike edildiğini, diğer bir deyişle kökünün kazındığını resmen ilan etti.

-Çocuk felcini nasıl anlıyorsunuz?

Gevşek felç yapan bir hastalık. Ama buna neden olan pek çok hastalık var. Kabaca, 15 yaş altında, 100 binde 1-2 oranında gevşek felç görülebiliyor. Bunların bazıları çocuk felcine bağlı, hepsi değil.

EN SON VAKA 1998’DE GÖRÜLDÜ

-Çocuk felcine bağlı olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?

Toplumda görülen gevşek felç vakaları bildiriliyor, bildirilenlerden dışkı örnekleri alınıp değerlendiriliyor, bu örneklerin en az yüzde 80’i incelenerek polio virüsü aranıyor. Bu değerlendirmeler sonucunda polio virüsü görünmezse, „Çocuk felci gözükmüyor” deniyor. Türkiye’de de 1998 yılından bu yana çocuk felci vakası görülmüyor. Dolayısıyla Türkiye, çocuk felcinden arındırılmış ülke oldu.

-Resmen kabul edildi mi?

Evet, belgelendi. Sağlık Bakanlığımız Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte bu konuda uzun süreden beri çalışmaktadır. O belgelenme için çalışan ekipiçinde ben de varım. Bir ekip olarak bütün Türkiye’yi gezildi, bu konuda herkesin bildirim yapması sağlandı, sonra gelen bildirimler tek tek değerlendirildi. Onun sonucunda da, ‘Evet bildirimler iyi, değerlendirmeler iyi ve sonuçta da gerçekten çocuk felci görülmüyor sonucuna varildi. Bütün bu veriler Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirildi, uluslararası komiteler tarafından onaylandı ve Türkiye, çocuk felcinden arındırılmış ülke oldu. 2002 yılında o belgeyi aldık. Bu başarı Sağlık Bakanlığı tarafından uzun yıllardır yürütülen etkin aşı uygulamaları sayesinde kazanıldı.

-Artık çocuk felci aşısına gerek yok mu?

Hayır onu diyemeyiz, çünkü bireysel kurtuluş yok, ülkesel kurtuluş da yok. Evrensel kurtuluş var dünyada. Birkaç ülkede hala çocuk felci görülüyor. Dünyada çocuk felcigörüldüğü için ve o insanlar da Dünyanın dört bir tarafına gittikleri ve dolayısı ile ülkemize de geldikleri için, dünyadaki vakalar bitmeden, bu durum belgelenmeden aşılamayı bitiremeyiz.

YILDA 1.5 MİLYON ÇOCUK DOĞUYOR SADECE 20 BİN AİLE AŞIYI REDDEDİYOR

-Bizdeki aşı takvimi nasıl uygulanıyor? Aile istemezse ne oluyor?

Aileyi ikna etmeye çalışıyoruz. Bütün çabalarımıza rağmen ikna edilmezse, Sağlık Bakanlığı kayıt sistemi altına alınıyor. Bölgenin sağlık müdürlüğüne (il veya ilçe) ve gerekli yerlerebildiriliyor.

-Kabul edilmezse ne oluyor? Zorunluluk yok mu?

Türkiye’de aşılama zorunlu değil. Ama devletin, tüm çocuklara uygulanmasını önerdiği ve ücretsiz sunduğu temel aşılar var. Bunlar hem bireysel sağlık hem de toplumsal sağlık için çok önemli. Bilimsel araştırmalar sonucunda bebekler ve çocuklar için en etkili olabilecekleri dönemde yapılmaktadır. Örneğin Hepatit B enfeksiyonu süt çocukluğunda geçirilirse karaciğer kanseri gelişme riski çok yükselir. Bu nedenle hepatit B aşısının ilk aylarda yapılması çok önemlidir. Aşının yüksek oranda bu şekilde yapıldığı ülkelerde karaciğer kanseri sıklığı çok azalmıştır.

-Aşı reddi yaygın mı?

Aslında aşı reddi oranı çok yüksek değil ama artışta.Diğer yandan aşı uygulamaları gibi toplum sağlığı açısından çok önemli bir konuda olduğu için ele alınması gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü aşı karşıtlığını toplum sağlığını tehdit eden en önemli konular arasında ele alıyor. Bir de aşı kararsızları var. Bu iyi bilgilendirmeyi bekleyen bir grup. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 5 yılda bir yapılıyor. Orada, 1993-2018’e kadar beş yılda bir yapılan değerlendirmelere baktığında, önce tam aşılı çocuk, yani 12. Ayında süt çocukluğu dönemindeki tüm aşılarını olmuş olan çocuk oranlarının, zaman içinde arttığını görüyoruz.. Bu oran 2008’e kadar artmış, sonrasında düşüş var. Yani, eksik aşılı çocuk oranı artıyor, demek oluyor bu durum. Ama hiç aşı yaptırılmayan çocuk oranı1993’den 2018’e hep sabit.

AŞILAR BAŞARILARININ KURBANI OLDU 

-Bizim zamanımızda bugün aşı var denir, yapılırdı. Şimdi okullarda zorunlu mu?

O zaman da zorunlu değildi. Ancak kamu sağlığı konusu çok önemsenirdi. Umumi Hıfzıssıha kanununda „“Toplum sağlığını tehlikeye atan durumlarda aşılanma mecburidir” diyor. Yani bir salgında zorunlu. O zaman eve yazı gitmiyordu, şimdi “Aşılatacak mısınız” diye yazı gidiyor. Belki başka bir yerde çocuğunu aşılattı bunu anlamak ve bilgi vermek için. Diğer yandan aşı karşıtlığı çok büyük bir olaymış gibi sunulursa ‘Herkes aşı karşıtlığı yapıyor, bunda bir iş var’, diye düşünülebilir.. Bu riske dikkat etmek ve toplumu doğru bilgilendirmek önemli. Aşılar başarı ile uygulanıp hastaların görülme oranı azalınca aşılar daha az önemsenir duruma düşebiliyor. Bir anlamda aşılar başarılarının kurbanı oluyor, ama bu geçici bir durum. Aşılanma oranı düşüp hastalıklar tekrar ortaya çıkınca ki şu anda birçok ülkede yaşanan sorun budur, o zaman aşının önemi tekrar anlaşılıyor ve aşılanma oranı iyice yükselerek hastalıkların görülmesi sıfırlanıyor. Ama bu arada birçok çocuk aşılanma oranı düştüğü için hastalanıyor, ölüyor ya da sakat kalıyor. İşte şimdi biz bu dönemi en az sıkıntı ile atlatmak için uğraşmalıyız. Bu nedenle aşı konusunda her türlü olumsuz yaklaşım konusunda uyanık olmak ve toplum sağlığının tehlikeye düşürülmesine izin vermemek gerekiyor.

YENİYE KARŞI HER ZAMAN ENDİŞE DUYULUR

-Endişe yeni mi?

Jenner döneminde çıkan bir karikatür var. Çocuğa aşı yapılıyor, o sırada boynuzları çıkıyor. Çünkü çiçek aşısı inekten alınır, insana ekilir. Hep o endişe beraberinde olmuş. İnsanlar bilime inandıkça bu aşıyla ilgili tereddütleri de en aza iniyor.

-Herkes bilim adına gürültü yapıyor ama...

Bilime inanmak bilimsel düşünmeyi bilmek lazım. İlkokuldan itibaren öğretmek lazım. Önüne bir bilgi düştüğü zaman, bunu kim, nerede, neden söyledi diye sormak lazım. Ama çağımızda, herkesin elinde bir cep telefonu, her gelen mesajı ‚ay bu çok şirin ya da önemli’ deyip başkasına yönlendirme, fırlatma! Bunu yaparken aslında o mesajın kefili oluyorsun. Ben bu bilgiye güveniyorum, senin de okumanı istiyorum, diyorsun. Tam tersi oluyor, ay arkadaşlar pardon bilgi yanlışmış deniyor sonra ama bu yanlış bilginin her yere ulaşılmasına aracı olunuyor. İşin aslı şu: Mustafa Kemali Atatürk’ün dediği. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

AŞI KARŞITLIĞI PARA KAZANDIRIYOR

“Aşı karşıtlığı da para kazandıran bir iş. Aşı karşıtı milyoner bir adam var, Mercola. Aşı karşıtı hareketi fonlayan bu kişinin ‘doğal sağlık ürünü’ satarak milyoner olduğu bildiriliyor.

Ya da sosyal medyada da aşı karşıtlığı sayesinde çok tıklanarak para kazananlar var. Çarpıcı başlıklar atıyorlar..

Aşı oldu, 5 gün sonra öldü! Bir araştırıyorsun, aşı olduktan 5 gün sonra trafik kazasında ölmüş adamcağız.”

AVRUPADA AŞILAMA ORANI DÜŞTÜ

“Avrupa’da aşılama oranları düştü, kızamık salgını çıktı sonuçta ve ölenler oldu bu nedenle. Sağlık sisteminde sorunlar var, dolayısı ile aileler sağlık sisteminin sunduğu herşeye tereddütle yaklaşıyor. Aşılanma da öyle, aileler kararsızlık yaşıyorlar, karar verip gittiklerinde aşı bulunmayabiliyor.”

AŞILARA GÜVEN

-Yeni aşılara nasıl güveneceğiz? Mesela HPV aşısı?

Aşılar hiçbir şekilde hemen piyasaya sürülmüyor. Önce o hastalıkla ilgili epidemiyoloji iyice öneriliyor. Mesela HPV, İnsan Papilloma Virüsü’nün kadınlarda rahimağzı kanserine yol açtığı bulundu. Bu virüsü izole ettikten sonra hayvan deneyler başladı. Bu aşının hayvanlarda rahim ağzı kanserini önlediği görüldü. Bu sefer insanlarda denemeye karar verildi. İnsanlarda bu çalışma 4 fazda yapılıyor. Birinci fazı, genellikle gönüllü mahkumlarda yapılıyor. Aşıyı yapıyorlar, yan etkisini gözlüyorlar, hangi dozda nasıl, nereye yapmak gerek, bunlar inceleniyor. İkinci fazda, ne kadar koruyor, belirli bir süre izleyip koruma süresine bakıyorlar. Sonra üçüncü faza geçiyorlar, en çok hangi gruba yapabiliriz kararını veriyorlar. En çok kız çocuklarında, diyorlar. Kız çocuklarında deniyorlar, ama 100-200 binlik serilerde deniyorlar. Bütün bu verileri, DSÖ’nün ve diğer ruhsat veren kuruluşların değerlendirmesine sunuyorlar, uygunsa ruhsat veriliyor. Ruhsattan sonraki aşama Faz4 oluyor. Yani, ruhsat verilene kadar aşı 100 bin kişiye yapıldı, ama milyon kişiye yapıldığında belki başka bir şey çıkacak, toplumda etkinliği nasıl olacak. Bunlar izlenmeye başlıyor. Aşı Sonrası İstenmeyen Etki İzlem Sistemi var. Bizde de var tabi... Bir vaka olduğunda bütün kurullar toplanıyor, aşıyla ilgili olduğu düşünüldüğünde bütün veriler toplanıp inceleniyor. Bu yönde karar verilirse ve vaka sayısı da artarsa, o zaman aşıuygulamadan hemen kaldırılıyor.”

GRİP AŞISI ÇOK AĞIR GRİBE KARŞI KORUYOR

-Grip aşısında durum nedir?

Bilgiyi vatandaşla doğru bir şekilde paylaşmak diye bir sorun var. Grip benzeri tablo yapan yığınla virüs var. Influenza virüsü, bunlar içinde en ağır seyreden ve en çok sekellere yol açan tip. Onun dışında basit nezle dediğimiz adi nezle virüsünün yolaçtığı tablo var. Grip aşısı çok ağır gribe karşı koruyor. Ama aşı olan kişi grip olmayacak diye bir şey yok. Bu bir. İkincisi, bazı insanlar gribi hafif atlatabilir, bazıları da ağır geçirir.

-Kimler ağır geçirir? Tanımlı mı?

Altta yatan hastalığı olanlar. Kalp hastası, şeker hastası, 65 yaş üstü, hatta 50 yaş üstü deniyor şimdi... Akciğerin tam çalışmasını engelleyen sorunları olanlar, 5 yaş altı çocuklar, gebeler... Dünya Sağlık Örgütü, bu grup için öneriyor. Önce siz geçirme olasılığı yüksek olan bu gruba yapın, diyor. Şu an ülkemizde gebelere grip aşısı ücretsiz. Dünyada çeşitli yerlerde yapılan araştırmalar var. Anne adayları , gebeliklerinde grip aşısı olurlarsa doğan çocuklarında ateşli hastalık geçirme olasılığı yüzde 30 azalıyor. Antibiyotik kullanma olasılığı da azalıyor. Bizde Sağlık Bakanlığı, grip aşısını doktorlara da ücretsiz sağlıyor.

-Bu bilgilere ulaşmak çok zor mu?

Aslında ilkokuldan itibaren edinilebilecek bilgiler. Virüs nedir, bakteri nedir, grip nedir, nezle nedir? Öğretilebilir. Yığınla bilgi öğretirken hayatın içinden bilgiler öğretilmeli. Bilimsel düşünmeyle birlikte öğretilmeli, toplumların buna ihtiyacı var. Hele bilgi çağında buna açlar. DSÖ 2018 yılında Almaata’da şunu söyledi: Tüm ülkeler birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmelidirler. Buna gereksinim vardır. Kişiler yaşamlarının bir döneminde aşı kararsızlığı yaşabilirler. Bunun en son ucu, aşı karşıtlığıdır. Doğru bilgilendirme ve doğru yaklaşımla aşı kararsızlığı aşılır bu da aşı karşıtlığınının önüne geçer. Burada ailelerle karşı karşıya gelmemek, iletişimi iyi kurmak önemli. Tereddüt eden anneye sen ne biçim annesin diyerek karşına almak yerine, siz çocuğunuz için tabii ki en iyisini istiyorsunuz, ben de onun için bilgi vermek ve ‘size yardım etmek amacıyla buradayım’ diye söze başlamak çok daha etkileyici ve davranış değişikliğine yol açan bir yaklaşım. Ama bu da 5 dakikada ve stres altında olmuyor.

12 YILDA ORTAYA ÇIKAN GERÇEK

“Bir başka örnek, Andrew Wakefield, diye bir doktorun Lancet’te bir makalesi yayınladı. Kendisiyle birlikte 13 yazar var. Aslında o haliyle bilimsel olarak değerlendirilse yayımlanmayacak bir makale. 12 çocuğu incelemişler. Büyük kısmı erkek. Neden seçildiği belli olmayan bu gruptan 8’inde otizm benzeri sorunlarıyla birlikte bağırsak sorunları var. Arasındaki ilişkiyi arıyorlar. Her şeye bakıyor, neden bulamıyor. Ailelerin bazıları kızamık aşısı sonrası ortaya çıktığını söylüyorlar... Bunun üzerine Wakefied makalenin sonucunda şunu yazıyor: ‘Neden bulunamadı! Aşı çok iyi, ama aşı gibi çevresel faktörler etkili olabilir.’ Bir anda patlıyor olay. Toplumda kızamık aşısı ile ilgili tereddütler baş gösteriyor, aşılanma oranı düşüyor ve kızamık vakaları artıyor. Yayından 6 yıl sonra, 13 yazardan 10’u verilerin yanlış yorumlandıklarını düşündüklerini belirterek makaleden imzalarını çekiyorlar. Sonra bir gazeteci araştırıyor ve verilerin sahte olduğunu ortaya çıkartıyor. Bunun üzerine sahtekarlıktan Wakefield, memleketi İngiltere’de doktorluktan menedildi. Lancet dergisi de yayınlandığı 1998 yılından 12 yıl sonra makaleyi geri çektiğini duyurdu! Peki Andrew Wakefield’a ne oldu? ABD’ye göçtü. Donald Trump’ın destek kampanyasında birlikte fotoğrafları görüldü.”