"Tabip odalarında temsiliyet krizi var, seçim sistemi değişmeli"

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, barolar ve tabip odalarının seçim usullerine ilişkin değişiklikler yapılacağının sinyalini vermişti. Medikritik olarak bu konudaki sorularımızı tıp doktoru ve avukat Erkin Göçmen'e sorduk.

Son günlerde tabip odalarının yönetiminin oluşumuna ilişkin seçim sistemi üzerine bazı tartışmalar var. Sizin öncelikle mevcut sisteme dair görüşlerinizi alabilir miyiz?

Bilindiği üzere tabip odası seçimleri Türk Tabipleri Birliği Kanununa göre yapılıyor. Bu Kanunda getirilen sistemin en önemli özelliği tabip odası yönetimlerine sadece kişilerin aday olmasına imkan tanımasıdır. Yani oda seçimlerine hukuken gruplar katılamıyor. Ancak oda seçimlerinde fiili durum farklı. Mevcut uygulamada tabip odası seçimlerinde kişilerin değil gruplar yarıştığı herkesçe biliniyor. Oy verme işleminde ise grupların adayları sanki bağımsız olarak seçime katılıyormuş gibi oy pusulasına yazılıyor. 

Anlaşıldığı kadarıyla siz bu durumu sakıncalı görüyorsunuz? Bu uygulama nasıl bir soruna yol açıyor?

Bu sistemde oda seçimlerine katılan ve en fazla oyu alan grup yönetimin tamamını ele geçiriyor. Böylece bu sistemde oda yönetimlerinde muhalif görüşler temsil edilemiyor. Bu da zaten görünürdeki sorunlara yol açıyor. Sonuçta oda yönetimini ele geçiren dar bir grup faaliyetlerini kendi siyasal çizgisi doğrultusunda tayin ediyor. Aynı durum Merkez Konsey için de geçerli. Geldiğimiz noktada bu durum artık sürdürülemez bir aşamaya geldi. Zira tabip odalarında bir temsiliyet krizi var. Hem tek tek odaların hem de kurum olarak Tabipler Birliğinin güvenilirliği ciddi ölçüde yara aldı. Kovid-19 salgını sırasında tabip odaları ve tabipler birliği bu güven erozyonu nedeniyle dışarıda kaldı ve toplumda da kimse çıkıp bunun sebebini sorgulamadı. Zira nedeni oldukça açıktı. Tabipler Birliği terör operasyonlarına karşı çıkınca diğer alanlarda söz söyleme meşruiyetini de kaybetti. Gerçek durum budur. 

Bu sorun nasıl aşılabilir peki? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Odalarda ve Merkez Konseyindeki bu temsiliyet sorununu ortadan kaldıracak  tek çözüm hekim gruplarının da seçime katılabilmelerine imkan tanıyan bir sisteme geçilmesidir. Mademki seçimler gruplarla yapılıyor, o halde yönetim organlarında da grupların temsilini sağlayacak adaletli bir seçim sistemi getirilmeli. Sonuçta  katılımcı demokrasinin ilkeleri tabip odaları için de geçerli olmalı ve artık tüm seçmenin az bir kısmının oyunu olarak yönetimin tamamına hakim olunmasına fırsat tanıyan 1953 model çoğunluk sistemine son verilmelidir. Bunun yerine, seçimlere katılan grupların güçleri oranında yönetim organlarında temsil edilerek görüşlerini tabip odalarının faaliyetlerine yansıtabilmelerine imkan tanıyan “çağdaş” bir modele geçilmelidir.

-Bunun sağlanması mümkün mü peki? Mevcut bir kanun var ve bu halen yürürlükte. Tabipler Birliği bir yönetmelikle bu geçişi sağlayabilir mi?

Maalesef bu sorunun bir yönetmelikle çözülmesi mümkün değil. Temsilde adaleti sağlamak amacıyla bir kanun değişikliğine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu hususta mali müşavir odalarında uygulanmakta olan sistem, katılımcı bir model olarak örnek alınabilir. Bu modele göre, üyeler, isterlerse bağımsız aday olabilecekleri gibi, aralarında gruplar oluşturarak da seçimlere katılabilmektedir. Bu modelde hiçbir üyenin oyu boşa gitmemekte, her görüş yönetimde gücü oranında kendini temsil imkanına kavuşmaktadır. Yine bu sistemde, yönetimin homojen olmasından kaynaklanan sakıncalar da ortadan kalkmaktadır.

-Böyle bir kanun değişikliğinin Anayasaya aykırı olduğu yönünde görüşler var. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Kesinlikle böyle bir sorun yok. Hatta tam tersi söz konusudur. Anayasa Mahkemesinin 2011 yılında verdiği 81 numaralı kararı  da zaten meslek odalarında seçim usulüne ilişkin neredeyse emredici nitelik taşımaktadır. Aslında E. 2008/80 ve K. 2011/81 numaralı bu karara göre tabip odalarının mevcut seçim modeli Anayasaya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi bu kararı oybirliği ile vermiştir. Yani üyelerin eğilimleri arasında zaman zaman ortaya çıkan görüş farkı bu bağlamda mevcut değildir. 

Bu kararı okuyucularımız için biraz daha açıklayabilir misiniz? Gerekçesinde hangi noktalar öne çıkıyor?

Öncelikle Yüksek Mahkeme bu kararında Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan demokratik devlet ilkesinin en önemli unsurunun çoğulculuk ve yönetilenlerin yönetime dengeli bir biçimde katılımının sağlanması olduğunun altını çizdi. Bu son derece önemli bir tespittir. Yine Anayasa Mahkemesi bahse konu kararında  bu durumun ülke düzeyinde yapılan genel ve yerel seçimlerde geçerli olduğu gibi, herhangi bir meslek örgütüne üye olanlarının çıkarlarını sağlamak ve mesleğin gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlayan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları için de geçerli olduğunu bilhassa vurguladı. 

                  Görüldüğü üzere Yüksek Mahkeme, sadece TBMM ve belediye meclisleri gibi siyasi organlarda değil meslek kuruluşlarında da çoğulculuk ve yönetime katılmaya imkan sağlayan sistemi demokratik devlet ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak görmektedir. 

Bu kararın pratik bir sonucu oldu mu peki? 

Elbette oldu. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, serbest muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali müşavir odalarının seçiminde getirilen (grupların da seçime katılabildiği ve gücü ölçüsünde temsil edilebildiği) yeni sistemi, azınlıkta kalanların da yönetim, disiplin ve denetim kurullarında temsil edilebilmelerine olanak sağladığından bahisle, Anayasaya uygun bulmuş, dahası bunu demokratik devlet ilkesinin gereği saydı. 

Esasen bu karardan sonra tabip odalarında uygulanan seçim sisteminin de Anayasaya aykırı olduğu gerçeği ile karşılaştık. 1950’li yıllardan kalan bu çağdışı modelin değiştirilerek, tabip odası seçimlerinde hekim gruplarının da yarışabildiği ve yönetimde gücü oranında temsil edilebildiği adil ve katılımcı bir sisteme geçilmesi gerekmektedir.

Çok teşekkür ederiz. Umuyoruz ki her kesimin temsil edildiği seçim sistemine ve sadece meslek çıkarlarının savunulduğu bir yönetime kavuşuruz.

Ben de medikritik.com ailesine teşekkür ederim, sağlık camiasının sesi olduğunuz için.

ERKİN GÖÇMEN KİMDİR?

1970 yılında dünyaya geldi. Babasının görevi dolayısıyla ilk ve ortaokulu Gaziantep ve Kahramanmaraş'ta bulunan çeşitli okullarda tamamladıktan sonra lise öğrenimine Adana Erkek Lisesi'nde devam etti. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1993 yılında tamamladı.

Adıyaman, Van ve Ankara'da Sağlık Bakanlığı'na bağlı çeşitli sağlık kuruluşlarında hekimlik yaptı. 2003 yılında, o zamanki adıyla Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı'na bağlı Hıfzıssıhha Okulu'nda sağlık hukuku komisyonunda çalışmaya başladı. Bu arada Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü'nde kamu yönetimi alanında yüksek lisans tahsili yaptı. Bu süreçte 2000 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde başladığı hukuk eğitimini 2004 yılında tamamladı. Aynı yıl Sağlık Bakanlığı'ndaki kamu görevinden ayrıldı.

2006 yılından bu yana Ankara Barosu'nda sebest avukatlık yapmaktadır. Uzun süre Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Atılım Üniversitesi'nde sağlık hukuku alanında yüksek lisans dersleri veren Erkin Göçmen Ankara Barosu ve Ankara Tabip Odası üyesidir. Sağlık ve tıp hukuku alanında çok sayıda akademik ve güncel makalesi bulunmaktadır.

Eylül 2019'dan beri Medikritik.com sitesinde yazıları yayınlanmaktadır.